Biz Kimiz? Suçumuz Ne?

 

Biz Kimiz? Suçumuz Ne?

Bütün hamdler âlemlerin Rabbi Allah’a özgüdür. Salât selam Allah’ın elçisi Muhammed (sav)’e, O’nun ailesi ve ashabının üzerine olsun.

Hiç şüphesiz ki, Allahu Teala’nın kulları üzerine öğrenmelerini ve amel etmelerini farz kıldığı esasların ilki, en önemlisi ve en yücesi tevhiddir. Yani tağutu inkar etmek ve Allah’a iman etmek… Allahu Tealâ şöyle buyurur:

“Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.” (Zariyat:56)

Müfessirler bu ayetin tefsirinde şöyle demişlerdir: “Ancak bana ibadet etmeleri için, yani ibadette beni birlemeleri için demektir. Bu La İlahe İllallah’ın manasıdır.”

Bu Allah (Subhanehu ve Tealâ)’nın bütün elçilerini uğruna göndermiş olduğu en yüce amaç, en önemli hedef ve sağlam kulptur. Bütün kitaplar bu uğurda indirilmiştir.

“Andolsun ki, biz her ümmete: -Allah'a ibadet edin ve tağuttan kaçının- (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik.” (Nahl:36)

“Senden önce gönderdiğimiz her elçiye, -Benden başka ilah yoktur. O halde bana kulluk edin- diye vahyetmişizdir.” (Enbiya:25)

Sadece Allah’ı birleme esası Allah’ın elçileri ile onların kavimleri arasındaki düşmanlığın asıl nedenidir:

“And olsun ki, Semud kavmine kardeşleri Salih'i -Allah'a ibadet edin- demesi için - gönderdik. Hemen birbirilerine düşman iki fırkaya ayrıldılar.” (Neml:61)

Ayette geçen “Allah’a ibadet edin” ifadesi, ibadetlerinizde Allah’ı birleyin demektir. Çünkü resullerin gönderildiği kavimler, genel olarak diğer tüm müşriklerin adetleri olduğu üzere Allah’a ibadet ediyorlardı. Ancak bununla beraber Allah’tan başka ilahlara da ibadet etmekteydiler. Bundan dolayıdır ki, elçilerin daveti hiçbir zaman mücerred olarak Allah’a ibadet etmeyi içermiyordu. Buna karşılık sadece ve sadece Allah’a ibadet etmeyi içeriyordu.[1]

“Allah'a ibadet edin ve tağuttan kaçının.”

İşte bitmek tükenmek bilmeyen düşmanlığın sebebi bu idi. Resullerin takipçileri bu yüzden işkencelere uğradılar, zindanlara atıldılar. Ve bu yüzden insanlar iki fırkaya ayrıldılar. Cennet ehli ve cehennem ehli olmak üzere…

Sadece Allah’a ibadet etme ve tağutlardan kaçınma esası Allahu Tealâ’nın bu esasa tutunanları kefaleti altına aldığı kopmak bilmeyen sağlam bir kulptur. Allah bunu kurtuluşun yegâne ekseni kılmıştır.

“Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık bir şekilde ayrılmıştır. Artık kim tağutu inkar edip, Allah'a iman ederse, o, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, işitendir, bilendir.” (Bakara:256)

Bu esas, Tevhid kelimesi La İlahe İllallah’ın kendisidir. Bundan dolayıdır ki, ateşten kurtulup cenneti kazanmak isteyen herkesin bu kelimenin manasını, sağlam kulpun içeriğini eksiksiz bilmesi gerekir. Tevhid ile amel etmek ve ona basiretle davet etmek için bunun öğrenilmesi kesin bir gerekliliktir. Allahu Teala buyurur ki:

“Bil ki; Allah’tan başka ilah yoktur.” (Muhammed:19)

“De ki: 'Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşrilerden değilim.” (Yusuf:108)

Kişi tevhid kelimesinin içeriğini öğrendiği zaman hangi hedef ve gaye için yaratıldığını da öğrenmiş olur. Elçiler niçin gönderildi? Kitaplar niçin indirildi? Resullerin ve tabilerinin kavimleriyle aralarında baş gösteren düşmanlığın sebebi nedir? Bu soruların hepsinin cevabını bilmek ancak Tevhid kelimesinin içeriğini öğrenmekle mümkündür.

Acaba bizimle bugün Allah’ın şeraitini değiştiren hükümetler arasındaki düşmanlığın gerçek nedeni nedir? Allah’ın indirdiğini bir kenara atan hükümetlerin askerleri ile aramızdaki ihtilafın asıl sebebi nedir? Neden onlara buğzediyoruz, onları tekfir ediyoruz? Hangi gerekçeden dolayı bu hükümetlerin dostları ve yardımcıları ile aramızda bir düşmanlık baş göstermiştir? Niçin onlar bizlere işkence ediyorlar? Bizleri, tevhidin askerlerini, tevhidin yardımcılarını neden zindanlara dolduruyorlar? İşte yukarıda anlattığımız hususlar sana tüm bu konuları açık bir şekilde açıklamaktadır.

Bilinmelidir ki Tevhid kelimesi La İlahe İllallah “red/inkar” ve “kabul” olmak üzere iki kısımdan oluşur. Kopmak bilmeyen sağlam kulpa tutunmak ancak bu kelimenin red/inkar ve kabul noktasında gereklerini eksiksiz yerine getirmekle mümkündür. Tevhid kelimesi neleri reddetmemizi, inkar etmemizi istiyorsa onları reddetmemiz, neleri kabul etmemizi istiyorsa onları kabul etmemiz gerekmektedir. Bununla birlikte Tevhid kelimesinin kişiye yüklediği sorumlulukları yerine getirmemiz, yine Tevhid kelimesinin yasakladığı şeylerden de kaçınmamız gerekir. Hiçbir zaman kabul edilecek şeyler hakkıyla kabul edilmeden tek başına red/inkar ile yetinmek yeterli değildir. Yine aynı şekilde reddedilmesi gereken şeyler reddedilmeden tek başına kabul ile yetinmekte yeterli değildir. Bilakis her iki emri de bir arada yerine getirmek gerekir.

Aynı zamanda pek çoğunun zannettiği gibi, anlamını bilmeden, hak ve sorumluluklarını anlamadan sadece bu cümleyi telaffuz etmekte kişi için kâfi değildir. Zira Tevhid kelimesi öyle büyük bir kelimedir ki, yedi kat gök ve yerler bir kefeye konulsa, o diğer bir kefeye konulup tartılsa yine de Tevhid kelimesi ağır basar. O cennetin anahtarıdır. Ancak her anahtarın dişleri vardır. Kim dişleri olan bir anahtarla gelirse ona kapı açılır, kim de dişsiz anahtarla gelirse ona kapı açılmaz.

“La İlahe” kelimesi, Tevhid kelimesinin ilk bölümü olan red/inkar kısmını oluşturmaktadır. Allahu Tealâ “La İlahe” kelimesini sağlam kulpun tarifinde şöyle açıklamaktadır:

“Kim tağutu inkâr ederse…”

Tağutların inkârı önemine ve ciddiyetine binaen Tevhid kelimesinin ikinci kısmı olan “illallah” kısmından önce zikredilmiştir. Bu inkar olmadan kabulün gerçekleşmesi söz konusu değildir. Yani; tağutları inkar edip onlardan kaçınmadan, Allah’a iman etmenin bir faydası yoktur. Böyle bir iman makbul ve sahih değildir. Allahu Tealâ bunu bütün resullerin davetinde “tağutlardan kaçının” diyerek beyan etmiştir.  

Tevhid kelimesinin ikinci kısmı ise kabul olarak isimlendirdiğimiz “illallah” kısmıdır. Bu da sadece Allah’a ibadet etmeyi içerir. Allahu Tealâ bunu bütün resullerin davetinde “Allah’a ibadet edin” diyerek beyan ederken, sağlam kulpun tarifinde de “her kim Allah’a iman ederse” diyerek açıklamıştır.

İşte Tevhid kelimesi La İlahe İllallah tüm resullerin ortak davetidir.

“Andolsun, biz her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının' (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik.” (Nahl:36)

O kopmak bilmeyen sağlam bir kulptur.

“O halde kim tağutu inkar edip Allah'a iman ederse, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır.” (Bakara:256)

Tağut, ibadet türlerinden herhangi birisi ile kendisine ibadet edilen ve kendisine yönelik bu ibadetten de razı olan her şeydir.[2] İbadetin türleri ve tağutun şekilleri her zaman ve her mekânda farklılık gösterir. Bazen tağut put olur, insanlar onun için namaz kılarlar, secde eder ve kurban keserler. Ona dua ederler. Ondan yardım isterler. Bazen de tağut Allah’ın kanunlarından başka kanunlar olur. İnsanlara onunla hükmedilir. Ya da bazen Allah’ın izin vermediği hususlarda kanunlar koyan, emir ve yasaklar getiren bir hâkim, bir parlamenter, bir kahin tağut olur.

Bununla beraber tüm zaman ve tüm mekanlarda bütün resullerin davet ettikleri esas değişmeksizin hep aynı olmuştur. “Allah'a ibadet edin ve tağuttan kaçının.” Yani bütün türleri ile tağuta ibadet etmekten kaçının.

Allah ile birlikte tağuta ibadet etmek ve Allah’a şirk koşmak secde, namaz, dua ve benzeri eylemlerle olabildiği gibi yine çoğunlukla şu yaşadığımız zamanda olduğu gibi tağutların kanun koyucu olarak kabul edilmesi ya da onların kanunlarına uymakla da olur. Bu noktada günümüzde çeşitli devletlerin koymuş olduğu bu kanunları kabullenmekte Allah’ı bırakıp tağutlara ibadet etmenin bir örneğidir.

Ürdün anayasasının 25. maddesinde şöyle der:

“Yasama yetkisi Kral’a ve millet meclisine aittir. Millet meclisi yasama yetkisini üstlenir. Yasama organı yetki ve sorumluluklarını anayasa maddelerine uygun olarak yerine getirir.”[3]

Bu sonradan ortaya çıkan dini ve apaçık küfrü kabul eden herkes kanun koyan bu kişileri Allah’tan başka rabler edinmiş, Allah’a şirk koşmuş ve Allah’tan başkasına ibadet etmiş olurlar.

Şirk insanların birçoğunun zannettiği gibi sadece Allah’tan başkasına secde ve ruku ederek ya da kurban keserek onlara ibadet etmek suretiyle gerçekleşmez. Şirk bundan çok daha kapsamlı olup ibadet türlerinden herhangi birini Allah’tan başkası için yapmaktır. Örneğin kanun koyma, helal ve haram belirleme noktasında Allah’tan başkasına itaat etmek apaçık bir şirktir. Buna dair birçok delil getirmek mümkündür. İşte onlardan bazıları…

1- İmam Ahmed, Tirmizi ve İbn-i Cerir’in muhtelif kanallardan olmak üzere Adiyy b. Hatem (ra)’den rivayetlerine göre Allah Rasulü’nün daveti ona ulaştığı zaman O Şam’a kaçmıştı. Adiyy, cahiliyye devrinde hırıstiyan olmuştu. Adiyy, boynunda gümüşten bir haç olduğu halde Allah Rasulü’nün yanına girdi. Allah Rasulü “Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini rabler edindiler” (Tevbe:31) ayetini okudu. Adiyy b. Hatem der ki: Ben: “Onlar, din adamlarına ibadet etmediler” de­dim. Rasulullah buna karşılık: “Evet, onlar onlara helali haram kıldılar, haramı da helal kıldılar. Onlarda kendilerine uydular. İşte onların onlara ibadeti budur.” dedi.

Bu hadisten anlaşılması gereken çok önemli faydalar vardır. Şöyle ki; burada din adamlarına teşri, yani kanun koyma noktasında bir itaatin Allah’tan başkasına ibadet etmek ve O’na şirk koşmak olduğu görülmektedir. Bu yüzden Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab (Allah ona merhamet etsin) “Allah’ın Kulları Üzerindeki Hakkı… Tevhid” isimli kitabında bu hadisle ilgili bir şu şekilde bir bölüm açmıştır:

“Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını helal sayan alimlere ve idarecilere itaat eden kişi Allah’tan başkasını rab edinmiş demektir.”[4]

Büyük önem arzeden bu konu üzerinde cehalet asla mazeret değildir ve sahibi için özür teşkil etmez. Zira bu konu dinin aslına taalluk eden bir konudur. Allah’ı ibadette birleme… Uluhiyet tevhidi… Bütün resuller insanları ancak uluhiyet tevhidine davet etmişler ve ona muhalefet etmekten sakındırmışlardır.

Nitekim yukarıda verdiğimiz hadiste de bu noktada cehaletin mazeret olmadığı görülmektedir. Ne Adiy bin Hatem ne de diğer Hıristiyanların kanun koyma noktasında din adamlarına itaat etmenin Allah’tan başkasına ibadet ve şirk olduğunu bilmemelerine rağmen bu onların tekfir edilmelerine ve müşriklerden olmalarına bir engel teşkil etmedi. Bu insanın fıtratında olan bir şey olduğu için nasıl mazur görülebilir. Yaradan, rızık veren, yediren ve içeren odur. Ve ibadetin her türünü sadece ona has kılmak gerekir. Yaratılış ve rızıkta ona şirk koşmak caiz olmadığı gibi teşri noktasında, hüküm ve emirde de ona eş koşmak asla caiz değildir.

“Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur.” (Araf:54)

Allahu Teala’nın bütün kitapları ve bütün elçileri bu uğurda gönderilmiştir.

“Andolsun, biz her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının' (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik.” (Nahl:36)

Ancak insanların çoğu dünya hayatının ahirete tercih etmişler ve hidayetten uzaklaşmışlardır. Bu yüzden onlardan herhangi birini böylesi bir şirke karşı uyardığın zaman yanlışında ısrar eder ve boş delillerle kendisini savunmaya çalışır. “La ilahe illallah deyip namaz kılan ve oruç tutan kişileri nasıl tekfir edersiniz” diyerek sizinle mücadele ederler. Halbuki bilmezler ki bu ayetler namaz kılan, oruç tutan ve diğer ibadetlerde bulunan kimseler hakkında nazil olmuştur. Ancak onlar kanun koyma, yasa çıkarma yetkisini alimlerine, hükümetlerine vermişler, yöneticilerinin koydukları kanunlara ve yasalara itaat etmişlerdir. Bundan dolayı da kıldıkları namaz, tuttukları oruç ve diğer ibadetleri kendilerini hiçbir fayda sağlamamıştır. Nitekim Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab bu hususta şöyle demiştir:

“Müseylemetu-l Kezzab’ın tabileri de Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik ediyorlardı. Ancak Müseyleme’yi Resulullah ile beraber nübüvvet makamına ortak ettiler. Onların müezzinleri ezan okurken “Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed ve Müseylemenin Allah’ın resulü olduğuna şehadet ederim” diyordu. Bundan dolayı onlar namaz kılıp, oruç tutmalarına, ezan okumalarına rağmen tekfir edildiler. O halde nübüvet noktasında Resulullah’a ortak tanıyan kişi La İlahe İllallah demesine, namaz kılıp, oruç tutmasına rağmen küfre girip İslam dininden çıkıyorsa peki uluhiyet makamına bir adamı, bir alimi ya da bir idareciyi vekil tayin ederek Allah’a kanun koyma noktasında şirk koşan kişinin durumu ne olur? Allahu Tealâ şöyle buyurur:

“Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah'ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri' ettiler (bir şeriat kıldılar)?” (Şura:21)

“Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı?” (Yusuf:39)

Kanun koyma, hüküm çıkarma noktasında Allah’tan başkalarına yapılan bir itaatin şirk olduğu ve sahibini İslam’dan çıkardığının delillerinden bir tanesi de En’am Suresi’nin nüzul sebebine dair Hakim ve diğerlerinin İbn-i Abbas’tan (rhuma) sahih bir isnad ile rivayet ettikleri şu hadisedir:

Müşrikler Müslümanlarla meytenin (şer’i bir kesim yapılmaksızın ölen hayvanın) etini yememeleri sebebiyle tartışıyorlardı. “Meyte öldüğü zaman onu öldüren kimdir” diyorlardı. Müslümanlar “onu Allah öldürdü” dedikleri zaman “Nasıl olurda sizin demir bıçak ile kestiğiniz helal de Allah’ın altın bıçağı ile öldürdüğü helaldir?” Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:

“Üzerine Allah'ın isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü bu fısktır. Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına vahyederler. Onlara itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz.” (En’am:121)

Bu hüküm cebbar olan göklerin ve yerin rabbinden inen apaçık bir hükümdür. Yani; beşeri kanunlara tek bir konuda dahi olsa itaat eden bir kimse Allah’a şirk koşmuş ve ondan başkasını rab edinmiş demektir. Ona secde edip onun için namaz kılmasa bile… Teşri, hüküm çıkarma ve kanun koyma hakkı sadece Allah’a has kılınması gereken bir haktır. Kim tek bir konuda dahi olsa Allah’tan başkasının koyduğu kanunlara itaat ederse, itaat ettiği merciyi kendisi için tağut edinmiş, Allah’a şirk koşmuş ve Allah’tan başkasına ibadet etmiş demektir.[5]

Kanun koyma, hüküm çıkarma noktasında Allah’tan başkalarına yapılan bir itaatin şirk olduğu ve sahibini İslam’dan çıkardığının delillerinden bir tanesi de Allahu Tealâ’nın zikrettiği kendilerinin Müslüman olduğunu iddia eden, La İlahe İllallah diyerek namaz kılan oruç tutan, ancak sadece bazı hususlarda kâfirlerin batıl kanunlarına itaat edeceklerini söyleyen kimselerle ilgili olarak nazil olan Muhammed Suresi’nin ayetleridir.

“Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır. İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ın indirdiğini çirkin karşılayanlara dediler ki: -Size bazı işlerde itaat edeceğiz.- Oysa Allah, sakladıkları şeyleri (sır olarak konuştuklarını) biliyor.” (Muhammed:25-26)

Bu kimseler sadece bazı hususlarda kâfirlere itaat edeceklerini söyledikleri için Müslüman olduktan sonra küfre girmişlerdir. Onlara namaz kılmaları, oruç tutmaları, zekat vermeleri, La ilahe illallah demeleri fayda vermemiştir.. Öyleyse müşriklerin bütün emir ve nehiylerine, kanunlarına itaat eden kimselerin hali nice olur.

Onlar Allah’ın hükmünü, O’nun şeraitini ve dinini çirkin görenlere “size bazı kanunlarınızda ve batıl hükümlerinizde itaat edeceğiz” dedikleri için iman ettikten sonra küfre düştüler. Öyleyse beşeri kanunların kullarına “size her işinizde itaat edeceğiz” deyip bununla da yetinmeyen, onların kanunlarının sadık, ihlâslı bekçiliğini üstlenenlerin hali nicedir. Şüphesiz onlar bu hitaba çok daha layıktırlar.[6]

Bilinmelidir ki, bu konuda deliller çok fazladır ve onları bu kâğıtlara sığdıramayız. Hidayet isteyene bu kadarı da yeterlidir. Eğer buraya kadar anlatılanları anladınsa artık Allah’tan başkasını kanun koyucu olarak kabul etmenin apaçık şirk ve küfür olduğunu anlaşılmış demektir. Bu ister bir âlim, ister bir hâkim isterse de bir parlamenter olsun değişmez. O halde burada bilmen gereken Allahu Tealâ’nın bu şekilde kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamayacağıdır:

“Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.” (Nisa:116)

Buraya kadar anlattıklarımızdan sonra bizimle bu hükümetler arasındaki düşmanlığın hakikati ortaya çıkmıştır. Tevhid ehli ile bu hükümetlerin askerlerinin, dostlarının ve yardımcılarının arasındaki düşmanlığın temel sebebi işte anlattığımız bu hususlardır. Pek çok insanın zannettiği gibi düşmanlığımızın sebebi asla koltuk kapma, mevki edinme, toprak ya da mal sahibi olma meselesi değildir. Açıkça bilindiği üzere Tevhid ehli devlet makamlarına en uzak olan insanlardır. Hatta şayet sen hükümet içinde bir mevki sahibi isen Tevhid ehli kimselerin sana karşı yapacağı ilk çağrı onlardan ve şirklerinden kaçınmak için bulunduğun mevkiyi terk etmen yönünde olacaktır. Allahu Teala’nın “Allah’a ibadet edin. Tağuttan kaçının” sözü Tevhid ehli kimselerin hayat düsturudur.

Aynı şekilde çatışmanın sebebi asla meyhanelerin, sinemaların, dans alanlarının kaldırılması gibi fer’i şeyleri terk etmek, parçaları ıslah etmek değildir. Bunların bizimle onlar arasındaki çatışmaların temeli olduğunu zanneden kimseler resullerin davetinin özünü, hakikatini anlamamış, resullerle kavimleri arasında baş gösteren düşmanlığın asli sebebini bilmiyor demektir. Fer’i sorunlarla meşgul olan kimseler ölümcül kansere yakalanmış bir bedeni yüzeysel ilaçlarla tedavi etmekle oyalanan kişi gibidir.

Ey kavmim! Aramızdaki düşmanlık bundan çok daha büyük ve önemlidir. Bu Tevhid ve şirk meselesidir. Küfür ve iman, cennet ya da cehennem de sonsuz kalış meselesidir.

Bu hükümet ve ona şirkinde tabi olanlar, onun dostları ve yardımcıları Allahu Teala’ya kendilerini ortak koştular. En önemli, en hassas sıfatında yani kanun koyma, hüküm çıkarma sıfatında Allah’a şirk koşmakta ısrar ettiler. Anayasalarında geçtiği üzere yasama organları kurdular. Hem kendileri hem de tabileri demokrasi dedikleri dine uydular. Ki demokrasinin anlamı, halkın kendisi için kanun koymasıdır. İnsanlar için Allah’ın kanun koyması değildir. Demokrasi dininde halk, bu kanun koyma işini vekilleri ile ya da yasama organının sahibi olan hakimleri, liderleri vasıtasıyla kendisi için kanunlar koymaktadır.

“Ey zindan arkadaşlarım, birbirinden ayrı (bir sürü) Rabler mi daha hayırlıdır, yoksa kahhar (kahredici) olan bir tek Allah mı?” (Yusuf:39)

Bu rejimlerin ve dostlarının din ve metot olarak seçtiği demokrasi işte budur. Kanun koyucu olarak farklı farklı rablerin olduğu bir din. İnsanlar için Allah’ın kanunlarının dışında yeni kanunların uygulandığı din…

Allah’ın dinine gelince… Hiçbir zaman Allah’tan başka bir kanun koyucunun olması caiz değildir. Kim olursa olsun… Hatta Resulullah (sav) için bile teşri; kanun koyma hakkı söz konusu değildir. O sadece uyarıcı ve bir olan kanun koyucunun tebliğcisidir.

Bize gelince… Bizler insanları Allah’ı ibadetin her türünde Tevhid etmeye, birlemeye davet ediyoruz ki kanun koymakta bunlardandır.

Bu hükümetler ve askerleri insanları işte bu apaçık şirke davet ediyorlar. Bunu insanlar için süslüyorlar. İşte bizimle bu hükümetler arasındaki düşmanlığın asıl nedeni budur. Bu yüzden biz onlara buğzediyoruz, düşman oluyoruz. Onlarda bu yüzden bizlere düşmanlık ederek, bizleri zindanlara atıyorlar. Bu yüzden bizi sürüyor, tutukluyor ve bize işkence ediyorlar.

“Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, ahirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır.” (Bakara:217)

Bizim bu hükümetleri inkâr etmekle işlediğimiz suçun büyüklüğünü anladıysanız, bu suçun kavimlerini bütünüyle inkar eden resullerin suçunun aynısı olduğunu anlamışınız demektir. Onlara buğzetmemizin, onlardan uzaklaşmamızın ve kendilerine düşmanlık etmemizin sebebini anlamışsınız demektir. Biz asla bu hükümetin dostlarını, yardımcılarını, askerlerini sevmiyor ve onlarla dostluk kurmuyoruz. Hatta onlarla tokalaşmıyor selamlaşmıyoruz bile. Kendisini yaratan, kendisine rızık veren Allah’ın birliğine şahitlik eden bir el elbette en hassas sıfatlarında kendisiyle şirk koşulan başka elleri sıkmayı reddeder. Elbette Allah’ın düşmanlarına, şirk ehline yardım etmek için Tevhid ehlinin bileklerine kelepçe takan bir el ile tokalaşmayı kabul etmeyeceğiz.

Ya da Tevhid yardımcılarının bileğine kelepçe takan bir el… Allah düşmanlarına, şirk ehline yardım etmek için o ellere kelepçe takan diğer bir el ile tokalaşmayı kabul etmez.  Resululah (sav) ne kadar doğru söylemiştir:

“Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir amel göstereyim mi? Aranızda selamı yayın.”

Yani Tevhid ehli arasında… Şirk ehli arasında değil… Kesinlikle onlarla aramızda bir dostluğun ve sevginin olması söz konusu olamaz. Allahu Teala şöyle buyurur:

“Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiç bir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun.” (Mücadele:22)

İmanın en sağlam kulpu Allah için sevmen ve Allah için buğzetmendir. Tevhidi sevenleri, ona yardım edenleri sevmen, şirki ve batıl kanunları sevenlere, onlara yardım edenlere, rıza gösterenlere, insanları kandırmak için onların yaptıklarını gizleyenlere düşmanlık göstermendir imanın en sağlam kulpu…

“Bilerek hakkı batıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.” (Bakara:42)

Siz ey askerler ve subaylar! Allah’ın şeriati ile hükmetmeyen bu müşriklere açıkça yardım eden, onların uydurdukları kanunları, anayasaları koruyup himaye eden kimseler…

Tevhid ehli Müslümanlar sizden yüz çevirip, sizinle tokalaşmadığı, size selam vermediği zaman şayet aklınız varsa bunun kıymetini anlayın. Onlar böyle yaparak size nasihatlerinde samimi olduklarını gösteriyorlar ve sizleri yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kurtarmak için gayret sarfediyorlar. Bunu anlamalısınız… Şüphesiz ki size karşı böyle açıkça konumunu belli eden kişi, takiyye yaparak, ruhsatlara sarılarak sizinle selamlaşan, musafaha yapan, sizden korktuğu, şerrinizden çekindiği için, yüzünüze karşı gülen kimselerden daha hayırlıdır. Böyle kimseler kendilerini sizin şerrinizden korurken sizleri ise büyük bir kötülüğün içinde bırakmaktadır. Sen ise bunun bedelini kıyamet gününde çok ağır ödeyeceksin. Nefsinin hüsranı ile… Bu ise gerçekten apaçık bir hüsrandır

Biz sana içinde bulunduğun şirkin hakikatini öğrettiğimiz zaman senin çok derin dipsiz cehennem çukurlarına girmeni engellemeye çalışıyoruz. Orası ne kötü bir yerdir. Sen ise bize düşmanlıkla karşılık veriyorsun, ısrarla işkence etmeye çalışıyorsun. Buna karşılık senin apaçık bir sapkınlıkta olduğunu gördüğü halde senin yüzüne gülen kimseden hoşnut oluyorsun.

Ey anayasa ve kanunların kulları… Ey şirkin yardımcıları… Allah’a andolsun ki biz sizin için endişeleniyoruz. Bu şirkten kurtulmanızı istiyoruz. Böylece Allah’ın rızasını, iki cihanda da başarı kazanmayı umuyoruz. Özellikle de önceden sizin gibi şirkin yardımcısı iken daha sonra Allah’ın kendilerine hidayet etmesiyle tevbe eden pek çok arkadaşınızı hatırladığımız zaman sevincimiz bir kat daha artıyor.  Allahu Tealâ onları şirkin karanlığından tevhidin aydınlığına çıkardı.

Seninde bizim ulaştığımız hayra ulaşmanı istiyoruz. Bütün samimiyetimizle senin yanındayız. Bütün açıklıkla seni kurtuluşa erdirecek şeyler konusunda senin bilgilendirmeye çalışıyoruz. Elinden tutuyor sana eğer bu hal üzere ölürsen Allah katındaki durumunu hükmünü beyan ederek gerçek çağrıyı gösteriyoruz. Hakkı ve tevidi inkâr etme. Çünkü o senin içinde bulunduğun şirkin ve hastalıklarının ilacıdır. Sana biraz acı da gelse onu kabul et. Denilir ki; bu acılığın ardından gelen şey baldan daha tatlıdır. Ve senin için ilk anda karşılaşacağın bu zorluk, ebedi bir hüsran ve ziyandan daha hayırlıdır.

Biz kesinlikle seni kandırmak, sana yalan söylemek gibi bir amaç peşinde değiliz. Çünkü Allah bize şöyle buyurur:

“Bundan önce siz de böyle idiniz; Allah size lütufta bulundu.” (Nisa:94)

Biz size karşı samimiyiz. Bu samimiyetimizden dolayıdır ki, sizleri içinde bulunduğunuz bu büyük musibetten ve şirkten kurtarmak istiyoruz. Karşılığında gerek sizden gerekse de dostlarınızdan birçok eziyete maruz kalsak da…

Ey şirkin yardımcısı! Bu konu gerçekten çok önemlidir. Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateş senin hemen ardındadır. Orada Allah’a hiçbir zaman karşı gelmeyen ve kendilerine her emredileni yerine getiren zebaniler var. Biz yaptığımız davet ile seni ve senin gibileri bu ateşten ve bu büyük şirkten kurtarmak için mücadele ediyoruz… Bütün samimiyetimizle sizin hidayete ermenizi diliyoruz.

Bil ki melekler canını alırken sana her şeyden; namaz, oruç, zekat ve diğer ibadetlerden önce hangi safta yer aldığını soracaklar. Hangi kanunlara yardım ettiğini, hangi hizbe dost olduğunu soracaklar. Şirk ve onun ehlinin saflarında helak olmaktan kaçın. Beşeri kanunların yardımcısı olarak ve şeytanın hizbindeyken ölmekten sakın…

“Melekler, kendi nefislerine zulmedenlerin canlarını alırken derler ki: 'Ne halde idiniz?' Onlar: 'Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz'aflar) idik.' derler. (Melekler de:) 'Hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?' derler. İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?” (Nisa:97)

Bu ayetler Müslüman ve mü’min olduklarını iddia ettikleri halde yaşadıkları meskenleri bırakamam ya da maaş ve emeklilik gibi rızık endişesi taşımaları sebebiyle müşriklerin saflarını terk etmeyenler hakkında nazil olmuştur. Allah bu kimseleri “nefislerine zulmedenler” olarak vasıflandırmaktadır. Yine bu ayette Allahu Tealâ, meleklerin onların canlarını alırken kendilerine ilk olarak “Ne halde idiniz?” diye sorduklarını haber vermektedir. Yani siz hangi safta idiniz? Şeytanın dostlarının, şirk kanunlarının yardımcılarının safında mı yoksa Rahman’ın dostlarının, şeraitinin yardımcılarının safında mı?

 Eğer Meleklere verilecek cevap şirk kanunlarının saflarında oldukları şeklinde olursa hemen “biz yeryüzünde zayıf kalmış kimselerdik” şeklinde sudan bahanelere sığınacakladır. Nitekim bugün de biz kendilerine bu batıldan uzak durmalarını nasihat ettiğimizde çoğu zaman bizlere de bu şekilde sudan bahaneler ileri sürüyorlar. Ancak o gün melekler onların bahanelerini kabul etmeyecekler ve kendilerine “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya” diyecekler. Bizde bugün şirkin yardımcılarına ve beşeri kanunların askerlerine aynı şeyi söylüyoruz. Hala elinizde cehennem ateşinden kurtulmak için fırsat var. Ve Allah’ın arzı geniş. Rızık kapıları ise çok. Şirkin saflarından hicret edin. Tağutun askerliğini terk edin. Allah onlar hakkında şöyle buyurmuştur.

“Onlar, burada (çeşitli) fırkalardan olma bozguna uğratılmış bir ordu(durlar).” (Sad:11)

Şeriat yardımcılarından ve tevhid askerlerinden olun. Allah onlar hakkında şöyle buyurur:

“Ve şüphesiz; bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.”

Elbette sonuç olarak Allah’ın zaferi, muvahhid askerleri ve mutteki dostları için gelecektir. Ve onlar için en büyük zafer O’nunla karşılaştıkları gün açığa çıkacaktır.  Ve o gün… Ey beşeri anayasaların, şirk kanunlarının yardımcıları! O gün muvahhidlerin zaferini ve müşriklerin nasıl hezimete uğradıklarını gördüğünüz zaman en büyük dileğiniz dünyaya geri dönmeyi istemek olacaktır. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve diğer ibadetleri yapmak için değil… Bütün bunlardan önce Tevhid kelimesinin haklarını yerine getirmek, tağutlardan uzaklaşmak, namazın, orucun ve diğer ibadetlerin ancak kendisiyle kabul olduğu sağlam kulpa tutunmak için tekrar dünyaya geri dönmeyi isteyeceksiniz.

Evet… Gerçekleri görüp, müşriklerin helak olmalarının sebeplerini gördüğünüz zaman beşeri anayasaları tekfir etmek, şirkten ve onun yardımcılarından uzaklaşmak için geri dönmeye isteyeceksiniz. Ancak artık bir geri dönüş söz konusu bile değildir.

“Öyle ki (o gün) kendilerine tâbi olunanlar, kendilerine tâbi olanlardan uzaklaşıp-kaçmışlardır. (Artık) Onlar azabı görmüşlerdir ve aralarındaki bütün bağlar (ve ilişkiler) de parçalanıp-kopmuştur. O zaman, yönetilip) Uyanlar derler ki: 'Eğer bize bir kere (daha dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (şimdi) onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşır (onları yüzüstü bırakır)dık.' Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını onulmaz hasretlerle (pişmanlıkla) gösterecektir. Ve onlar ateşten çıkacak değildirler.” (Bakara:166-167)

Evet ey beşeri kanunların, yerden bitme anayasaların kulları! Eğer ondan bugün vazgeçmez ve dünyada iken inkar etmezseniz pişmanlığın fayda vermeyeceği o gün çok pişman olacaksın. Tevhidi gerçekleştirmiş, şirkten uzaklaşmış, tağutlara yardımdan kaçınmış olmayı dileyeceksiniz.

Allah kitabındaki muhkem ayetlerde insanlara tağuttan kaçınmalarını, onu inkar etmelerini emretmektedir:

“Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.” (Nisa:60)

Allahu Tealâ kendilerini tağutları reddetmelerini emrederken “zalimler kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler” (Bakara:59) Tağutlardan kaçınıp, ondan uzaklaşmak, onu tekfir etmek yerine onun yardımcısı, destekçisi, sadık askerleri ve bekçileri oldular. Beşeri anayasaların dostları oldular. Onlar kıyamet gününde gerçekleri görüp Allah’ın dininden ne kadar uzaklaştıklarını, Allah’a şirk koşmanın, tağutlara yardım etmenin ne denli iğrenç bir suç olduğunu gördükleri zaman birbirilerine lanet edeceklerdir. Ancak iş işten geçmiştir

“Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkâr edip tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz.” (Ankebut:25)

Ey şirk kanunlarının yardımcıları! Acele edin… Çabuk olun… Allah’ın şeraitine yardım etmekte, tağutların anayasalarından, kanunlarından uzaklaşmakta hızlı davranın… 

İşte davetimiz budur… Suçumuzda budur… Bizler hür iken davetimizi yüksek bir sesle haykırdık. İstihbaratın zindanlarında sorgu esnasında da davetimizi tüm çıplaklığı ile sunduk. Ve zindanda da ona çağırdık. Onun uğruna yaşar, onun uğrunda ölürüz. Bunu kelepçe, terör ve işkence değiştiremez. Ölümden cellattan ya da zindandan korkarak ondan vazgeçmeyiz Allah’ın izniyle…

Sana gelince… İster dostumuz ol istersen de düşmanımız… İster davetimize yardımcı ol istersen de terk et.

Hidayete tabii olanlara selam olsun.

Not: Allah’ın Musa’yı kurtarıp düşmanlarını helak ettiği gün yazdım.



[1] Yani davetin içeriği “Allah’a ibadet edin” şeklinde değil, “sadece Allah’a ibadet edin” şeklinde idi. Bu iki davet arasındaki fark aşikârdır. Zira “Allah’a ibadet edin” çağrısı Allah’tan başka ilahlara ibadetten alıkoymaz iken “sadece Allah’a ibadet edin” çağrısı Allah’tan başka bütün ilahlara ibadeti nefyetmektedir. (yayıncı)

[2] “…kendisine yönelik bu ibadetten razı olma…” kaydı ile, kendisine ibadet edilen melekler, nebiler ve salih kimseler, tağut kavramının içeri­sinden çıkarılmıştır. Çünkü onlar kendilerine yönelik ibadet eyleminden razı değildirler. Bundan dolayı onlar tağut olarak isimlendirilemeyeceği gibi doğal olarak onlardan beri olmak gerekmemekte, buna karşılık onlara iba­det etmekten kaçınmak, onlara ibadet edenlerden uzak durmak gerek­mektedir. (yayıncı)

[3] Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasasında ise şöyle geçmektedir: “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Türk milleti egemenliğini, Anayasa’nın koy­duğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır. Yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.” (Mad. 6-7) –yayıncı-

[4] Huzeyfe, İbn-i Abbas ve başkaları ehli kitabın, din adamlarına ibadetlerini helal ve haram kıldıkları şeylerde onlara itaat etmek şeklinde tefsir ederlerken, İmam Kurtubi Meanil Kur’an’a dair eser yazanların bu ayeti ehli kitabın alimlerine her hususta itaat etmek suretiyle onları rabler edindikleri şeklinde tefsir ettiklerini nakletmiştir.

 

[5] İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde Süddi’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir. “Eğer onlara itaat ederseniz…” Yani meytenin etinden yerseniz, “muhakkak ki müşrik olursunuz.” Daha sonra İbn-i Kesir, Allah’tan başkalarının emirlerini Allah’ın emirlerinin önüne geçirmenin şirk olduğunu söylerek Tevbe Suresi’nin 31. ayetini zikretmiştir. Bu açıklama oldukça hoş bir açıklamadır. Zira bilindiği üzere ölü bir hayvanın etini yemek kişiyi dinden çıkarmayan bir günahtır. Ancak bu Allah’tan başkasının emrine itaat etmek suretiyle olursa sahibini dinden çıkaran bir şirk olur. (Geniş bilgi için bkz. İbn-i Kesir Tefsiri, 3/329) –yayıncı-

[6] Bu ayetin tefsirinde, Şeyh Muhammed Emin Şankıti şöyle demektedir: “Bu ayetler Allah’ın indirdiklerinden nefret edenlere itaat edip onların batıl düşüncelerine destekçi olanların kafir oldukla­rını ifade etmektedir. Kim bu kafirlere ayetin ifade ettiği gibi “bazı konularda size itaat ederim” derse, bu ayetlerin tehdidinin altına girecektir. Şu andaki beşeri sistemlere itaat edenler şüphe­siz bu ayetin kapsamı altına girmektedirler. Dikkat! Dikkat! Bazı konularda size itaat ederim diyenlerden olma.” (Edva’ül Beyan, 3/383) –yayıncı-

 





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: okuyan cahil( ), 25.05.2011, 05:06 (UTC):
kutlu doğum haftası hükmü nedir varmıdır peygamber efendimizin (s.a.s)



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Siten:
Mesajınız:
SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ
 
 
Siteyi
Sık Kullanılanlara
Ekle

KABENURU
BIR COK DILDE MEALLI KURAN
DINLE


NASHEED DINLE
DINLE
-----------------------------------
Feyzul Furkan
Kuran-ı Kerim Meali
ve Orjinal Arapca

-----------------------------------
Kuran-i Kerim Arapca
-----------------------------------
Elmalili Hamdi Yazir
Turkce Meali

-----------------------------------
Kütüb-i Sitte
-----------------------------------
Ahmed b. Hanbel
el-Müsned

-----------------------------------
Ebu Hanife Müsned
-----------------------------------
İmam Malik Muvatta
-----------------------------------
Sahih-i Buhari
-----------------------------------
Sahih-i Muslum
-----------------------------------
Sünen-i Tirmizi
-----------------------------------
Sünen-i Ebu Davud
-----------------------------------
Sünen-i Darimi
-----------------------------------
Sünen-i İbni Mace
-----------------------------------
Sünen-i Nesai
-----------------------------------
İbn Hacer el-Askalani
Fethu'l-Bari
(Sahih-i Buhari Şerhi)

-----------------------------------
İmam Nevevi
Dualar ve Zikirler

-----------------------------------
Kudsi Hadisler
-----------------------------------
Uydurma Olduğunda
İttifak Edilen Hadisler

-----------------------------------
-----------------------------------
Esma ul Husna
-----------------------------------
Reklam
 
ONLINE DINLE
 


Ali Küçük
Hadis Tefsiri

-----------------------------------
Saffet Bakırcı
Hadis Tefsiri
-----------------------------------
Ahmet Kalkan
Sohbetleri

-----------------------------------
Hasan Karakaya
Sohbetleri

-----------------------------------
Timurtaş Hoca
Sohbetleri

-----------------------------------
Yoldaki İşaretler
(Dinle)

-----------------------------------

ONLINE IZLE
 
-----------------------------------
Efendimizin Hayatı

-----------------------------------
Tevhid Nesline Bir Örnek:
Maximilianus

-----------------------------------
Kehf Suresi

-----------------------------------
Mazlum

-----------------------------------
Kavimlerin Helakı

-----------------------------------
 
 
Selamun Aleykum 61067 ziyaretçi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ONLINE