Zayıf ve Uydurma Hadisler

Zayıf Ve Uydurma Hadisler 
1. Din akıldır, dini olmayanın aklı da yoktur1[1]
Hadis batıldır.
2. Kişilerin azmi, dağları yerinden oynatır.
Hadis değildir. Aksine Gazzâlî’nin kardeşi olan Ahmed elGazzâli’nin sözüdür.

3. Mescidde konuşmak, hayvanların yeşilliği yedikleri gibi  sevabları yer.
Bunun aslı yoktur.
Gazzâlî İhyâ’da3[3]  nakleder, Hâfız el-Irâkî rivâyetin aslını bulamadığını, es-Subki ise, isnadını bulamadığını söyler.     Rivâyetin dillerde meşhur olan şekli ise; Mescidde ki mubâh söz ateşin odunu yediği gibi sevabları da yer.

4. Ebediyen yaşayacakmış gibi dünyan için çalış, yarın      ölecekmiş gibi de ahiretin için çalış.
Merfû olarak aslı yoktur. Ancak son zamanlarda halk arasında şöhret bulmuştur.

5. Gerçekten Allah kulunu helâl şeyin talebinde yorgun olarak görmeyi sever4[4]
Uydurmadır. Ravilerinden olan Muhammed b. Sehl el-Attâr      hadis uyduran birisidir.

6. Ümmetimden iki sınıf salâha ererse, insanlar da salâha erer: yöneticiler ve âlimler.
Uydurmadır. Râvilerinden olan Muhammed b Ziyâd el-Yeşkurî hakkında Ahmed b Hanbel; yalancı olup  hadis  uydurduğunu   söyler. Buna  rağmen  Gazzâlî  İhyâsın  da rivâyeti  Allâh Rasûlû (s.a.s)’e nisbet eder!

7. Her kim günah işlerken gülerse, ateşe ağlayarak girer
Uydurmadır. Bu rivayette yukarıda geçen Muhammad b. Ziyâd adında yalancı ve hadis uyduran birisi kanalından gelmiştir.

8. Hâlimi bilmesi, istememe gerek bırakmaz.
Bunun aslı yoktur.
Bazıları bunu İbrâhim (a.s)’ın sözü olarak aktarırlar, söz isrâiliyattandır. Rivayete göre, İbrâhim (a.s) mancınık ile ateşe atıldığında Cebrâil kendisine gelerek; «Ey İbrâhim bir isteğin varmı?»  dediğinde,  İbrâhim:  «Sana  ihtiyacım  yoktur»  der.  Cebrâil:  «Rabbinden  dile» der. Bunun üzerine İbrâhim (a.s) yukarıdaki sözünü söyler. Rivâyeti el-Bagavî tefsirinde Ka’b el- Ahbâr’a nisbet etmiştir.
Tasavvuf  anlayışına  göre  hikmet  hakkında  yazanlardan  bir tanesi;  «Allah’tan  istemen O’nu itham etmendir!» der. Çünkü    Allâh her şeyi duyup gördüğünden, Ondan isteme O’nun duymadığı görmediği anlayışına götürdüğü için Onu itham etmektir!
Böyle  bir  anlayış  büyük bir sapıklıktır. Çünkü başta  İbrahim  (a.s)  olmak  üzere bütün  Peygamberler  Allah’tan  istemişler   O’na  yalvarmışlardır. Kur’an ve  Sünnette bunun örnekleri    çoktur. Ebu Davud’un tahriç ettiği sahih bir hadiste: Duâ  ibadettir  diyen  Allâh  Rasûlû  (s.a.s)  ardından  şu  âyeti       okur;  «Rabbiniz  şöyle buyurdu:   Bana   duâ   edin,   kabul   edeyim.   Çünkü   bana   ibâdeti   bırakıp   büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir»)5[5]
Duâ ile kul, Allâh’a olan kulluğunu ve O’na olan hâcetini izhâr    eder. Dolayısıyla her kim Allah’a dua etmez ise, sanki ona olan kulluktan yüz çevirmiş gibidir.  el-Hâkim’in6[6]  tahrîç  edip      ez-Zehebî’nin  de  muvafakat  ettiği  hasen  bir  hadiste  (  Kim Allah’a dua etmez ise Allah ona gazab eder) buyurulmaktadır.

9. Câhım (makamım) ile tevessül edin, çünkü cahım Allah’ın indinde büyüktür.
Bunun aslı yoktur.
Hiç  şüphesiz  Allâh  Rasûlû  (s.a.s)’in  yeri  ve  makamı  Allah’ın indinde  büyüktür. Ancak bunun ile tevessül arasında fark vardır, ikisinin karıştırılmaması gerekir. Câhı ile  tevessülde  bulunulup  kabule  daha  şayan  olduğu  inancının  akıl  ile  bilinmesi imkansızdır. Gaybi bir konu olduğu için delil olabilecek sahih bir nakil ile sabit olması gerekir. Bu konu hakkında da sahih bir hadis yoktur. Bilâkis Ebû Hanîfe şöyle der: « Hiç kimsenin Allah’tan başka biriyle Allah’a duâ etmesi gerekmez. Musâade edilen ve emredilmiş olunan dua, Allah’ın şu, (Allah ait güzel isimler vardır. O’nu o isimlerle çağırınız) âyetinden yararlanılarak yapılandır. »7[7]
Ebû  Yusuf  ise  şöyle  der:  «  Falanın  hakkı   için  veya  peygamberlerden birisinin hakkı için Harem-i Şerîf yahut   Meş’ar-i Harâm hakkı için duâ edilmesini kerih  görürüm. »8[8]
Tevessülle ilgili batıl bir rivâyette Şâfii şöyle der:   « Ben Ebû Hanîfe ile teberrukte bulunurum, her gün kabrine gelir ve bir ihtiyacım olduğunda iki rekat namaz kılarım, böylelikle kabrin yanında Allah’tan ihtiyacımı  isterim, uzun zaman geçmeden ihtiyacım giderilir » Ravilerinden olan Umer b. İbrâhîm bilinmemektedir.
Rivayetin  yalan  olduğu  gün  gibi  açıktır.  Çünkü          Şâfii  Bağdat’a  geldiğinde  duâ  için nöbetleşe olarak ziyaret olunan hiç bir kabir yoktu. Bu hâl Şâfii döneminde bilinmezdi. Şafii, Hicâz,  Yemen,  Şâm  ve  Mısır’da  bir  çok  sahabi  ve  tabiin  ve  daha  önemlisi  Medine  de Peygamber (s.a.s)’in         kabrini   görmüştür. Şaşılacak bir haldir ki, Şâfii   buralarda   dua yapmamıştır.
Sonra  Ebu  Hanîfe’nin  öğrencilerinden  olan  Ebû  Yûsuf,  Muhammed,  Züfer, Hasan  b.  Ziyâd,  ne  Ebû  Hanîfe’nin  ne  de  başkasının  kabrine  böyle bir  duâ  için gitmemişlerdir.

10.  ...Peygamberinin ve benden önceki Peygamberlerinin hakkı için...9[9]
Hadis zayıftır.Râvilerinden olan Ravh b. Salâh, münker hadisler rivayet etmiştir.

11. Adem (a.s.) günahı işlediğinde şöyle der: « Ya Rabbi, Muhammedin hakkı için beni     affetmeni istiyorum ». Allah,      « Ey Adem onu yaratmadığım halde Muhammedi nasıl tanıdın » deyince, « Ey Rabbim! beni elinle yaratıp, ruhundan bana üflediğinde başımı kaldırdım ve arşın sütunlarında Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resulullâh yazılı olduğunu gördüm. Bildim ki, Sen Kendi ismine en sevgili yaratığını izâfe ettin ». Bunun üzerine Allah;  « Doğru söyledin ey Adem! Çünkü o beşer içerisinde bana   en sevgili olanıdır. Bana onun hakkı ile dua ettiğinde seni  bağışlarım, eğer Muhammed olmasaydı seni yaratmazdım » der10[10].
Uydurmadır. Râvilerinden  olan  Abdurrahman  b.  Zeyd  b.  Eslem  hakkında  İbn  Hibbân  şöyle  der: «Hadis uydurmakla itham olunmuş, Leys, Malik ve İbn Lehi’a üzerine hadisler uydurmuştur. Dolayısıyla imâm  ez-Zehebî  rivâyet  hakkında  uydurma  ve  batıl  derken,  İbn  Hacer  el- Askalânî de ona katılır.
Rivâyetin  batıllığına  delil  olan  bir  yönüde,  Adem  (a.s.)’ın    Nebî  (s.a.s.)’i,  kendi yaratılışından  sonra  cennette  iken  yer  yüzüne  inmeden  bilmesidir. Halbuki  zayıf, ancak daha iyi bir senedle gelen başka rivayette: (Adem  (a.s.)  Hindistana  iner  ve  yanlızlık  hisseder,  bunun  üzerine  Cebrâil  inerek; Allâhu   Ekber,  Allâhu  Ekber,  Eşhedu  En  Lâ  İlâhe  İllallâh  (iki  defa),  Eşhedu  Enne Muhammeden Resûlullâh (iki defa) deyip ezan okur. Adem şöyle der: «Muhammed de kim»? Cebrâil: «Peygamberlerden son oğlundur» der.)11[11] Râvilerinden  Ali  b.  Behrâm  bilinmemekte,  diğer  bir  râvi  olan Muhammed  b. Abdullâh b. Süleyman aynı şekilde bilinmemektedir. Bir   önceki rivâyette   Âdem   (a.s.)   daha   cennette   iken   Peygamber (s.a.s.)’i tanıyordu,  bu  ikinci  rivayette  ise,  Âdem  (a.s.) yer yüzüne  indiği halde  Muhammed (s.a.s.)’i tanımamıştır.

12. Ezan okuyan kâmet getirsin.12[12]
Hadis Zayıftır.
Hadis Abdurrahmân b. Ziyâd el-Afrîkî yoluyla rivayet edilmiştir. et-Tirmizî  akabinde, Abdurrahmân’ın  hadis  ehli  indinde  zayıf  olduğunu  söyler. Hadisin  el-Bagavî13[13], en-Nevevi14[14] ve el-Beyhakî15[15]  zayıf olduğunu belirtmişlerdir. Bu zayıf hadisin kötü etkilerinden  biri  de  namaz kılanların anlaşamamalarına sebebiyet vermesidir. Meselâ müezzin bir özürden dolayı geç kaldığında, bazı hazır bulunanlar ikâmet getirmek ister, ancak cemaatten birisi engel olmak için hemen bu hadisi getirir,   görüldüğü gibi hadis zayıftır. Dolayısıyla zayıf hadis dinde delil olmadığı gibi Allâh Resûlu (s.a.s.)’de nisbet olunması caiz değildir.

13. Vatan sevgisi imandandır.16[
16]
Uydurmadır.
Es-Sagânî  ve  diğer  muhaddislerde  uydurma  olduğunu          beyan  ederler.  Rivâyet,  mana olarak ta doğru bir manaya sahib değildir. Çünkü vatan sevgisi nefis ve mal mülk sevgisi gibi  doğuştan  gelmektedir,  yani  içgüdüseldir.  Dolayısıyla  bunlara  olan  sevgiden  dolayı  kişi övülmez,   hele   hele   imanın   gereklerinden   hiçte   değildir.   Özellikle   insanlar bu  sevgide ortaktırlar, bunda mümin ile kafir arasında bir fark yoktur.

14. Her kim Allah için kırk gün ihlaslı olursa, hikmet pınarları dilinde zuhûr eder17[17].
Hadis zayıftır.
Râvilerinden  olan  Haccâc  b.  Arta’e  zayıftır,  kendisi  müdellis  olup  rivayeti  an  ana sigasıyla zikretmiştir. el-Irâkî tahrîcu’l-İhyâ da hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir.

15.  Kim Kabe’ye hacca gider de beni ziyaret etmezse, bana eziyet etmiştir.18[18]
Uydurmadır.
Râvilerinden olan Muhammed b.Muhammed b. Nu’mân güvenilir ravilere söylemediklerini nisbet  eder.   Dolayısıyla  ez-Zehebî19[19] rivayetin uydurma olduğunu söylemiştir. es-Sagâni20[20]  ve eş-Şevkâni,21[21]  uydurma hadisleri topladıkları   kitablarına bu rivayeti de dahil  etmişlerdir. Bu  rivayetin uydurma  olduğu  rivayetin  metninden  de  anlaşılmaktadır. Çünkü Allâh  Resûlu  (s.a.s.)’e  yapılan   kabalık  eğer  küfür  değil  ise  büyük günahlardandır. Dolayısıyla  (s.a.s.)’i  ziyaret  etmeyen  büyük  günah  işlemiş  olur.  Bu  da,  bu  ziyaretin hac gibi farz olduğunu gerektirir ki, böyle bir şeyi hiç bir müslüman söyleyemez. Eğer Allâh Resûlu (s.a.s.)’in ziyareti bizi Allah’a yaklaştıran bir ibadet ise, ilim ehline göre bu  istihbabı  geçmez.  Dolayısıyla  onun  kabrini  ziyaret  etmeyen  nasıl  olur  da  ondan yüz çevirmiş ve ona karşı kaba davranmış olsun?

16. Her kim beni ve babam İbrahimi bir sene içerisinde ziyaret ederse, cennete girer.
Uydurmadır.
Ez-Zerkeşi22[22]  rivayetin uydurma olduğunu ve hadis ehlinden hiç kimsenin bunu rivayet etmediğini söyler. Suyûtî23[23]  de İbn Teymiyye ve Nevevi’nin, rivayet hakkında uydurma ve aslının olmadığına dair sözlerini aktarır.

17. Kim hacca gider ve ölümümden sonra kabrimi ziyaret ederse, o kişi beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir.24[24]
Uydurmadır.
Râvilerinden  olan  Leys  b.  Ebi  Suleym,  şuuru  bozulduğu  için  karıştırmıştır, dolayısıyla zayıf addedilmiştir. Hafs b. Süleyman ise, Hâfız İbn Hacer’in dediği gibi, hadisleri terkedilmiştir. İbn Ma’în onun yalancı olduğunu söyler.
Şeyhul-İslâm İbn Teymiyye25[25]  şöyle der: «Sallallahu  Aleyhi ve Sellem’in  kabrinin ziyaretine dair gelen  hadislerin  hepsi zayıftır, dinde bu tür rivayetlere güvenilmez. Dolayısıyla    bu rivayetleri, sahih hadisleri rivayet   edenler   ve   sünen   sahibleri   almamışlardır.   Bunları;   çokça   zayıf   hadis rivayetinde  bulunan  ed-Dârekutni  ve  el-Bezzâr  gibileri  kitaplarına  almışlardır».  İbn Teymiyye yukarıdaki hadisi zikreder ve sonra da şöyle der: «Bu  rivayetin  yalan  olduğu  gün  gibi  açıktır.  Müslümanların  dinine  de  terstir. Çünkü  mümin  olarak  onu  hayattayken  ziyaret  eden,  Onun  sahabelerinden  olur, özellikle O’na hicret eden muhacirler ve Onunla cihad eden mucahitlerden  ise. Resul (s.a.s) den sabit olan bir hadiste, şöyle der: (Ashabıma  dil uzatmayın, nefsim elinde olana yemin  olsun ki, sizden biriniz Uhud dağı  kadar altın infak etse,   onlardan   birinin   ne   bir  avucuna   ne de   yarım   avucuna   erişir)26[26]. Dolayısıyla  sahabeden  sonra  gelen  bir kişi,  beş  vakit  namaz,  cihâd, hac,  salât  ve selâm  gibi  farzları  yerine getirse  bile, sahâbe  gibi  olamaz.  Dolayısıyla  nasıl  olurda müslümanların  ittifakıyla    vacib  olmayan Allâh  Resusu  (s.a.s)’in  kabrinin  ziyareti amelini  işleyerek  kişi,  böyle  bir dereceye ulaşmış  olsun?  Aksine  o  kabir  için  özel olarak yolculuğa çıkmak meşru olmadığı gibi yasaklanmıştır da. Ancak Allâh Resulu (s.a.s)’in mescidinde namaz kılmak için yolculuğa çıkmak müstehabtır.» Konu  ile  ilgili  sahîh  hadîsi  Buhâri,  Müslim  ve  diğer Sünen sahipleri  tahriç etmiştir, lafzı  şöyledir: « Ancak üç mescid için yolculuğa çıkılır; Mescid-i Haram, Mescid-i Resûl ve Mescid-i Aksâ. » Allah’a yaklaşma maksadıyla ancak bu üç mescid için sefere çıkılır. Bu üçünün dışında    hiç  bir  peygamber  ve  salih  kişilerin kabirleri,  türbe,  yatır,  mubârek  yer  ve mescidler için sefere çıkılmaz. Sahâbe bunu böyle anlamıştır. Sahih  isnadlı  bir  eserde;  Ebû  Basra  el-Gifârî  Ebû  Hureyre  ile  karşılaşır.  Ebû Hureyre’ye; « nereden geliyorsun »? der, o da,       « Tur’dan orada namaz kıldım » der.
Bunun  üzerine  Ebû  Basra  şöyle  der:  « Eğer  sana  daha  önceden  yetişseydim gitmezdin, çünkü ben Resûl (s.a.s)’i şöyle söylerken işittim:  « Ancak üç mescid için yolculuğa çıkılır;  Mescid-i Haram, bu mescidim ve Mescid-i Aksâ  »27[27] El-Ezraki’nin28[28]   tahriç  ettiği sahih  bir  rivayette,  Kaz’a    şöyle der:  «  Tur’a  doğru çıkmak istedim, bunu İbn Umer’e  sordum, o da Nebi (s.a.s)’in ne dediğini duymadın mı », diyerek  yukarıdaki hadisi zikreder. Ardından da; « Tur’u bırak oraya  gitme » der.

18. ( Her kim baba ve annesinin kabrini her cuma ziyaret eder, o ikisinin veya babasının yanında Yâsin (suresini) okur ise, her âyet ve harfin sayısınca günahları affolunur.) 29[29]
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden  olan  Amr  b.  Ziyâd’ın         hadis  uydurduğunu  ed-Dârekutnî  ve  İbn  Adiy zikreder. Dolayısıyla İbn Adiy mezkûr rivâyet hakkında; « batıldır bu isnâd ile bir aslı yoktur » der. İbnu’l-Cevzi30[30] kitabında  bu rivâyeti zikreder. Bu rivâyet, kabirlerde Kur’ân okumanın mustahab olduğuna delil olarak getirilir. Ancak sahih sünnette bunu destekleyen hiç bir delil yoktur. Sahih sünnete göre, kabir ziyaretlerinde meşru olan, onlara selâm vermek ve ahireti hatırlamaktır.
Müslim ve diğerlerinin rivayet ettikleri hadiste Aişe (r.a), Allâh Resûluna (s.a.s)   kabir ziyareti  esnasında  ne  söyleyeceğini   sorar,  O  da  şöyle  söyle  der: (Bu  diyarın  mümin  ve müslüman olan ehline selâm olsun, Allâh bizden öncekileri ve  sonrakileri  affetsin. Allâh’ın izniyle bizler de sizlere ulaşacağız.)
Evet  Aişe  validemiz  kabir  ziyareti  esnasında  ne  söyleyeceğini  sorar,  Allâh Resûlu (s.a.s)’da ona duayı öğretir. Fâtiha, Yâsin sûrelerini veya üç tane İhlâs sûresi okuyacağını öğretmez.  Bu  sûrelerin  okunması  meşru  olsaydı  Allâh  Resûlu  (s.a.s) bunu gizlemezdi. Çünkü ihtiyaç anında beyanın geciktirilmesi câiz değildir. Eğer Allâh Resûlu (s.a.s) bunlardan bir şey öğretmiş olsaydı bu bizlere ulaşırdı. Başka bir hadiste şöyle gelir: ( Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, çünkü şeytan Bakara suresinin okunduğu evden kaçar.)31[31]
Diğer bir hadiste: ( Evlerinizde namaz kılın, kabirlere çevirmeyin.)32[32] Allah  Resûlu  (s.a.s),  kabirlerin  Kur’ân  okuma  ve  namaz  kılma  yeri  olmadığını bizlere bildirmiş, onun için de evlerde Kur’ân okunmasını ve nafile namaz kılınmasını teşvik etmiştir. Evlerin, Kur’ânın okunmadığı kabirlere çevrilmesini de yasaklamıştır. Dolayısıyla  kabristanda Kur’ân okunmasını Ebû  Hanîfe,  Mâlik  ve  diğer  selef alimleri kerîh görmüşlerdir. Sunen’in sahibi olan Ebû Dâvut şöyle der:  « Ahmed’e kabirde Kur’ân okunması hakkında soruldu, o da ‘okunmaz’ dedi »33[33].
Şeyhu’l-İslâm  İbn  Teymiyye  şöyle  der:  «  Şafii’den  bu  konu  hakkında  bir  söz sabit değildir, bu da onun kabristanda Kur’ân okunmasını bid’at saydığı içindir »34[34]. İmam Mâlik şöyle der;   « Bunu yapan birisini bilmiyorum, dolayısıyla sahâbe ve tabii’nin bunu yapmadığı ortaya çıkar ». Diğer  taraftan Hallâl’ın  rivayetinde,  İbn  Umer’in       definden sonra  kabri  başında Bakara suresinin başı  ve sonunun okunmasını vasiyet ettiğine dair gelen eser sabit değildir. Olsa bile, ona has bir fiildir. Peygamberimizden (s.a.s) konu hakkında böyle bir şey bize ulaşmamıştır. Bundan dolayı bu delil olamaz. Yine  İbn  Ebi Şeybe’nin zikrettiği  başka  bir  eserde,  Şa’bî  şöyle  der:  «  Ensar ölünün yanında Bakara suresini okurlardı ». Senedindeki Mucalid b. Saad yüzünden rivâyet  zayıftır.  Ayrıca  İbn  Ebî  Şeybe rivayete  şu  başlığı   koymuştur;  « Ölüm döşeğinde iken hastanın yanında ne söyleneceği babı». Diğer taraftan Hallâl ve Deylemî’nin rivâyet ettikleri uydurma bir rivayette, ( Her kim kabristana uğrar ve Kul Huvallâhu Ahad’ı on bir kere okur,  ecrinide ölülere bağışlar ise, ölülerin sayısı kadar ona sevab verilir.)  ez-Zehebî, İbn Hacer, es-Suyûtî ve İbn Arrâk    rivayetin uydurma olduğunu söylemelerine rağmen, Merâki’l- Felâh’ın  üzerine yazdığı haşiyede  Tahtâvî,  bu  uydurma     rivayeti  kabristanda  Kur’an okunacağına dair delil getirir! Müslümanın  üzerine  düşen, sünnete yapışıp bid’attan kaçınmasıdır.  Velev  ki insanlar bid’atı güzel görselerde. Çünkü her bid’at dalâlettir.
 
19. Yaşlı kadınların dinine yapışın.
Bunun aslı yoktur.
Buna  rağmen  Gazâli  İhyâ35[35]   da  rivâyeti       Allâh  Resûlu  (s.a.s)’e  nisbet  eder! İhyâ üzerinde tahriç çalışması yapan el-Irakî, avamın bu rivayeti dilinde dolaştırdığını, sahih ve zayıf bir aslının olmadığını söyler.
 
20. Ümmetimin ihtilafı rahmettir.
Bunun aslı yoktur.
Muhaddisler  bu  rivayetin  senedini  bulmak  için  çokça  gayret  sarfetmelerine rağmen bunda muvaffak olamamışlar. es-Subki şöyle der: «Muhaddislerce bu rivayet bilinmemektedir,  ben  rivayetin  ne  sahih  ne  zayıf  ne de uydurma  bir  senedini bulamadım.» Ayrıca rivayet, manâ olarak da, muhakkik  alimler    tarafından münker görülmüştür.  İbn  Hazm36[36]   şöyle  der;  «  Bu  söylenen  en  kötü sözlerdendir,  çünkü eğer ihtilaf rahmet olursa   o zaman ittifak ta gazab olur. Hiç bir müslüman da bunu söylemez. Çünkü ya ittifak ya da ihtilaf veya rahmet ya da gazab vardır.»
Bu rivayetin kötü izlerinden birisi de, birçok müslümanın aslı olmayan bu hadis sebebiyle, dört mezheb arasındaki şiddetli ihtilafları kabul etmesidir. İhtilafa düştükleri konularda Kur’an   ve sahih sünnet’e katiyen dönme çabasında bulunmazlar. Aslında imamları  (Allah onlardan  razı  olsun),  onlara  Kur’an  ve  sahih  sünnete  dönmelerini emretmişlerdir. Ancak mukallidler dört mezhebi çeşitli şeriatlar şeklinde görmekteler. Böylece şeriat’a  zıtlık  nisbet etmiş  olmaktalar! Bu durum bu tür ihtilafların  Allah’tan olmadığını   gösteren   en  büyük delildir.   Allah’ın;   (   Eğer   o,  Allah’tan   başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok ihtilâf (tutarsızlık) bulurlardı.)37[37]  ayetini  düşünselerdi bu tutarsızlığın, bu çelişkinin Allah’tan olmadığını anlarlardı. Sonra nasıl olurda mezheblerin aralarındaki  birbirlerine  zıt  ihtilaflar  uyulan  bir şeriat  ve  indirilen bir rahmet olabilir?!  Aslı  olmayan bu hadis sebebiyle müslümanlar, dört mezheb imamından sonra günümüze kadar, birçok itikadî ve amelî meselelerde ihtilaf etmeye devam etmişler. Eğer onlar,  birçok Kur’an ayetinin ve hadislerin kötülediği ve İbn Mesud’un    da şer olarak  vasfettiği  ihtilafı  kötü görselerdi  elbette   ittifaka  koşarlar,  çoğu  konularda  da doğruyu yanlıştan, hakkı    da batıldan ayırırlardı. Sonra da aralarında olabilecek bazı ihtilaflardan  dolayıda  birbirlerini mazûr görürlerdi.  Ancak    niçin  uğraşsınlar  ki,  zaten onlar  ihtilafın  rahmet,    mezhebleride bu ihtilaflı   haliyle  çeşitli  şeriatler  olduğunu görmekteler?!
Sözün   özü   şudur;   dinde   ihtilaf   kötülenmiştir.   Ondan   kurtulmaya   çalışmak gerekmektedir. Çünkü ihtilaf, ümmetin zayıflamasına sebebtir. Allahu Teala’nın dediği gibi:           (Birbirinizle    çekişmeyin,    sonra    korkuya    kapılırsınız    da    kuvvetiniz gider.)38[38] Çekişme,  ihtilaf’a  rızâ  göstermek ve  bunun  rahmet  olduğunu  söylemek, ayeti kerim’e  ile  çatışmaktadır.  Bu  konuyla  ilgili,  aslı  olmayan  bu  rivâyetten  başka hiçbir dayanakları yoktur.
 
21. Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidâyet bulursunuz.39[39]
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Sellâm b. Suleym yalancı  olup, İbn  Hibban’ın   da  dediği  gibi uydurma   hadisler   rivayet   etmiştir.   Diğer    bir   râvi   olan   Hâris   b.   Gusayn   ise bilinmemektedir. Buna  rağmen  Şa’rânî  şöyle  der:«  Bu  hadis  hakkında  muhaddisler  (zayıflığına dair) konuşmuş olsalar bile, keşf ehline göre sahihtir! »40[40] Ancak Şa’rânî’nin  bu  sözü  hiç  şüphesiz batıldır! Çünkü keşf yoluyla hadislerin tashih edilmesi tasavvufi bir bid’attır.   Bunu asıl kabul etmek, biraz önceki hadis gibi aslı olmayan batıl hadislerin sahih olduğunu kabule götürmesi demektir. Keşf,  sahih olarak vukû bulur ise, en iyi durumda bile, rey ile aynı  derecededir. Rey ise, hata da eder isabette edebilir. Tabi ki    buna heva karışmamış  ise bu böyledir. Allah’ın rızası olmayan herşeyden selâmet dileriz.
El-Hatib’in41[41]  rivayet ettiği daha uzun metinden oluşan diğer bir uydurma hadis hakkında  es-Suyutî  şöyle  der:  «       Bu  hadiste  bazı  faideler  vardır,  şöyle  ki  ;  Resûl (s.a.s)’in     kendisinden      sonra     furu’da      ki     ihtilafları      haber      vermesi     onun mucizelerindendir, çünkü bu gaybtan haber vermektir. Ve onun buna rızası ve onayı sözkonusudur.  Öyle  ki  bunu  rahmet  kılmış  ve  mükellefi  istediğini  almakta  serbest bırakmıştır...»!
Buna  cevap  olarak  şöyle  denir;  önce  es-Suyutî’nin  rivayetin  sahih  olduğunu isbat etmesi gerekir ki, sonradan da o rivayetten hükümler çıkarabilsin.
Bu  rivayetin  uydurma  olduğuna  bir  başka  delil  de;  nasıl  olur  da  Peygamber (s.a.s)  sahabeden  olan  her  bir  ferde  uymamızı  tavsiye  edebilir?  Kaldı  ki  sahabe arasında  âlim olduğu  gibi,  ilimde  orta seviyeli  ve  daha  da  aşağı  olanlar  vardı. Konuyla ilgili gelen rivayetlerin uydurma olduğunu söyleyen   İbn Hazm şöyle devam eder: « Çünkü Allah Teala Peygamberi (s.a.s)’i   ( O, arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri)   vahyedilenden   başkası  değildir)42[42]    şeklinde   nitelendiriyor   ise, Peygamber   (s.a.s.)’in   şeria’ta   dair   bütün  sözlerinin   gerçek   ve   şüphesiz   olarak Allah’tan geldiği anlaşılır. Allah’tan gelen şeyde de ihtilaf olmaz. Çünkü ayette ( Eğer o (Kur’an), Allah’tan başkası  tarafından gelmiş  olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı )43[43]  buyurulmuştur. Allah ( Birbirinizle çekişmeyin ) ayetiyle bizlere tefrika  ve  ihtilafı  yasaklar. Dolayısıyla  sahabeden  her birine  tâbî olmamızı Allah Resulu (s.a.s)’in bizlere emretmesi imkansızdır. Çünkü sahabenin   içerisinde birisinin helal kıldığını  haram kılan bulunabilmektedir. Eğer   durum böyle olsaydı, Semure b. Cundup’a uyarak içkinin satışı  helâl olurdu.  Ebû Talha’ya  uyarak ta oruçlunun dolu yemesi helâl olurdu (orucu bozulmazdı). Bunlar diğer sahabelere tâbî olunduğunda da  haram  oluyor.  İbn  Hazm  Allah  Resulu  (s.a.s)’in  ölümünden  önce  ve  sonraki dönemde sahabe’den sadır olan  sünnete isabet edemedikleri bazı  görüşleri uzunca anlattıktan sonra şöyle der; « Nasıl olurda hem hata hem de isabet eden bir kavmi taklid etmemiz caiz olur »? Konuyla ilgili diğer bir uydurma  rivayette:
 
22.  Ehli beytim yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz.
Uydurma
Ravilerinden  olan  Ahmed  b.  Kâsım  er-Reyyân  hakkında  ez-Zehebî,  yalancı olduğunu söyler. Bu rivayet yalancı olan Ahmed b. Nubeyt nüshasındadır. Dolayısıyla İbn Arrâk44[44]  rivayetin uydurma olduğunu beyan eder.
 
23. Gerçekten dolu ne yemektir ne de içecek.45[45]
Hadis Münkerdir.
Ali  b.  Yezid  b.  Cüd’ân  yoluyla,  Enes  (r.a)  şöyle  der:  (  Gök  yüzünden  dolu yağar,  bunun  üzerine  Ebû  Talha  şöyle  dedi:  «  Bu  doludan  bana  verirmisin  », oruçlu  olduğu  halde  ramazanda  yemeğe  başlar!  O’na  dedim  ki  ;  «  oruçlu olduğun  halde   dolumu  yiyiyorsun  »?  Bana  şöyle  cevap  verdi;  «  Bu  dolu  gök yüzünden inmiş olup onunla midelerimizi temizleriz, o ne yemek ne de içecektir
»!  Enes  de  ki;  «  Resulullah’a  (s.a.s)  geldim  ve  Ona  haber  verdim  »,  O  da:  « Bunu amcandan al », dedi ) Bu hadisin senedi zayıftır. Çünkü ravilerinden olan Ali b. Yezid zayıf olup  yanlışlıkla mevkûf46[46]  rivayetleri merfû  kılar.  Bu  hadisin  illetide  zaten  budur;  Sika  (güvenilir)  raviler,  Enes  kanalıyla Ebû Talha’ya mevkûf olarak rivayet ederler. Ali b. Zeyd ise, tam tersine Nebî (s.a.s)’e kadar hadisi ref eder. Dolayısıyla hadisin   ref edilmesi münkerdir. Şube, o da Katade ve Humeyd’in Enes’ten gelen rivayetinde: (Dolu  yağdı,  Ebû  Talha  oruçlu  olduğu  halde  yemeğe  başladı,  ona;  « Oruçlu olduğun  halde  mi  yiyiyorsun  »  denilince?  O  da;  «  Gerçekten  bu berekettir »! der)47[47] Hadisin senedi Buhari ve Müslim’in şatına göre sahihtir.
Tahâvî kendi rivayetinde el-Bezzâr’ın bunu mevkûf olarak rivayet ettiğini ve şu ziyadeliği getirdiğini söyler. « Bunu Said ibn el- Museyyib’e söyledim, bunu kerih gördü ve dolunun susuzluğu kestiğini söyledi ». el-Bezzâr da şöyle der : « Biz bu fiili ancak Ebû Talha’dan biliyoruz ». Dolayısıyla  bu  rivayet mevkûftur,  Nebi  (s.a.s)’in  burada  zikri  geçmemektedir. Bilâkis Ali b.    Zeyd hadisi ref etmekle hatâ etmiştir. Böylelikle  mevkûf   rivayet,  yukarıdaki (Ashabım  yıldızlar  gibidir...)  hadisinin   batıl olduğuna delildir. Eğer (Ashabım yıldızlar gibidir...) hadisi sahih olmuş olsaydı, ramazan  da  dolu  yiyenin orucu, Ebû  Talha  (r.a)’ya  uyulduğundan bozulmamış olurdu. Bilindiği kadarıyla bu sözü  bugün hiç bir müslüman söylemez.
 
24. Kim nefsini bilirse Rabbini de bilmiştir.
Bu sözün aslı yoktur.
Hafız  Es-Sehâvî  şöyle  der:  «  Ebû  Muzaffer  b.  Sem’âni  der  ki: ‘Bu  söz  merfû olarak  bilinmez,  bilakis  Yahya  b.    Muâz   er-Razi’nin  sözü olarak  hikâye  edilir.’  »48[48]   en-Nevevi rivayetin sabit olmadığını söyler. Suyûtî49[49]  de buna katılır. Şeyh  Aliyyu’l-Kâri,50[50]   İbn  Teymiyye’nin rivayet  hakkında  uydurma  dediğini nakleder. Kamûs’un sahibi Fiyruz Abâdî ise  şöyle der: « Bu Nebevî hadislerden değildir, çoğu insanlar bunu Nebi (s.a.s.)’in hadislerinden sayarlar. Ancak aslı  yoktur, bilâkis İsrailiyattandır: ‘Ey insan nefsini bil ki; Rabbini tanıyasın’.» İhtisas  ehlinin  hadis  hakkındaki  hükmü  budur.    Buna  rağmen  bazı  son  dönem Hanefî fukahâsı bu hadisin şerhi hakkında kitab yazmışlardır. Ayrıca ileride gelecek olup aslı olmayan (Ben gizli bir hazineydim...)  rivayetinin  şerhi  hakkında da özel  bir risâle  yazılmıştır.  Bütün  bunlar  bu fukahâ’nın  maalesef,  hadisçilerin  sünnete  olan  hizmetleri  ve  sünnete  dışarıdan sokulanları  arındırma  gayretlerinden  istifade  etmek  için  çalışmadıklarını  gösterir. Bunun içindir ki, kitaplarında zayıf ve uydurma hadisler çoktur.
 
24. Her kim abdestten sonra (İnnâ enzelnâhu fi leyleti’l-kadri) suresini bir kere okur ise, doğrulardan olur. Her kim iki kere okur ise, şehitler
divânına yazılır. Her kim de üç kere okur ise, Allah onu Peygamberler ile haşreder.
Bu hadis uydurmadır.
ed-Deylemî  Müsnedu’l-Firdevs51[51]   te,  Ebû  Ubey’de  kanalından  rivayet  eder, Ebu  Ubeyde  ise mechûldur.  Rivayetin  başka  bir  illeti  de Hasen el-Basrî  an  ana sigasıyla rivayet etmiştir. Hafız es-Sehâvî, rivayetin aslının olmadığını söyler. Bu  uydurma  rivayet,  abdestten  sonraki  okunan  sahih  senedli  duaların  ihmâl edilmesine götürür. Müslim ve Tirmizi de gelen hadis şu lafızladır: ( Eşhedu en la ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke lehû ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve resûluhû, Allahumme ic’alnî mine’t-tevvâbine vec’alnî mine’l-mutetahhirîne.) Veya şöyle  de söyleyebilir: ( Subhâneke Allahumme ve bihamdike eşhedu en   lâ  ilâhe  illâ  ente  estagfiruke  ve  etûbu  ileyk.)  Hadisi  el-Hâkim  sahih  bir  isnad  ile rivayet etmiştir.
 
25. Ensenin meshi (cehennemde) zincirlemeden korur.
Hadis uydurmadır.
en-Nevevî52[52]   bu  rivayetin  uydurma  olup Peygamber (s.a.s.)’in  sözlerinden olmadığını söyler. es-Suyûtî53[53]  de bu sözü en-Nevevi’den naklederek ona katılır. Konu ile ilgili başka   bir rivayette:
 
26. Her kim abdest alırda ensesini meshederse kıyâmet günü zincirlenmez.54[54]
Ravilerinden  olan  Muhammed  b.  Amr’ın  zayıflığı  hakkında  ittifak  edilmiştir. Nitekim   Muhammed b. Ahmed Ebu Bekr   Mufîd de, Hâfız el-Irakî’nin de ifade ettiği gibi rivayetin mevzû sayılmasına sebebtir. Aynı şekilde ez-Zehebî ve İbn Hacer’de bu raviyi suçlarlar. Kaldı ki bu rivayetler münker sayılır, çünkü Resûl (s.a.s.)’in abdestinin sıfatına dair gelen hadislerin hepsine    muhaliftir.     Hiç    birinde    ensenin    meshedilmesi zikredilmemiştir. Ancak Talha b. Musarraf’ın babasın’dan onun da dedesinden gelen rivayette: (  Resulullah  (s.a.s.)’i  başını   bir   kere  meshederken  gördüm,  ensenin başlangıcına kadar ulaştı.)
Diğer bir rivayette : ( Başını önden başlayarak arkaya kadar meshetti, öyleki elini kulaklarının altından çıkarttı.) Rivayeti Ebû Davûd ve başkaları tahrîç etmiştir. Muhaddisler, zaaf, cehâlet ve râvi Musarraf’ın babasının sahabe olup olmadığı hakkında ki ihtilafla birlikte üç tane illet zikrederler. Dolayısıyla başta en-Nevevî, İbn Teymiyye ve Askalânî olmak üzere muhaddisler,  hadisin zayıf olduğunu belirtmişlerdir.
 
27. Rabbim beni terbiye etti ve terbiyemi en güzel şekilde yaptı.
Hadis zayıftır.
İbn  Teymiyye,  manasının  doğru  olduğunu  ancak  rivayetin    sabit  bir  isnadının bilinmediğini  söyler.  es-Sahâvî  ve    es-Suyûtî  de  İbn  Teymiyye’yi  desteklerler.  Daha fazla bilgi için Keşful Hafâ’ya55[55]  bakılabilir.
 
28. Müezzinin, Eşhedu Enne Muhammeden Resulullah... dediği esnada işaret parmaklarının içiyle gözlerin meshedilmesi, bunu yapanın
(s.a.s.)’in şefaatına nail olacağı, hadisi.56[56]
Sahih değildir.
İbn Tâhir57[57]  hadisin sahih olmadığını söyler. eş-Şevkânî58[58]  ve es-Sahâvî59[59] de İbn Tâhir’e katılırlar.
 
29. Vakit geçmeden önce namazı kılmaya, ölümden önce de tevbe etmeye acele edin.60[60]
Hadis uydurmadır. Ancak manası sahihtir.
 
30. İnsanların hepsi ölüdür; ancak alimler, alimler de hepsi helâk olmuştur; ancak amel edenler, amel edenlerin hepsi ise  boğulmuştur; ancak ihlaslı olanlar, ihlaslı olanlar da büyük bir tehlike üzeredirler.
Hadis uydurmadır.
es-Sagânî aynı  kaynakta rivayeti nakleder ve şöyle der:               « Bu hadis iftiradır ve fasih değildir ». Tasavvufcuların  sözlerindendir,  ancak  bazı   câhiller  bunu  Resûl  (s.a.s.)’e   nisbet etmişlerdir.

31. İsa’dan başka Mehdî yoktur.61[61]
Hadis münkerdir.
Muhammed b. Hâlid el-Cenedî hadisi; Ebân b. Sâlih’ten o da el-Hasen’den o da Enes’ten merfû olarak rivâyet etmiştir. Bu sened zayıf olup üç tane illeti vardır. İlki:   el-Hasenu’l-Basrî   hadisi   an   ane   sigasıyla   rivâyet   etmiştir   ve   kendisi müdellistir. İkincisi:    el-Hâfiz    İbn     Hacerî’n    de    belirttiği    gibi    Muhammed     b.    Hâlid bilinmemektedir. Üçüncüsü: Senedteki ihtilâf; bunu da el-Beyhakî belirtir. el-Beyhakî, Mehdî’nin çıkacağına dair gelen hadislerin hiç şüphesiz daha sahih olduğunu söyler. Bu  nedenle  ez-Zehebî  el-Mizân’da  bu  haberin  münker  olduğunu  bildirir.  es- Sâgânî ise, eş-Şevkânî’nin62[62]   naklettiği üzere, rivâyete uydurmadır der. Hâfız İbn Hacer63[63]  de, bu hadisin Mehdî hadislerine olan muhalefetinden dolayı  bunu kabul etmediğini işaret eder.
Bu  hadisi  Kâdiyâniyye  taifesi,  iddia  ettikleri  peygamberlerine  davet  etmek  için kullanırlar.  Bu,  sözde  peygamber,  kendinin  peygamber  olduğunu, sonrada  son zamanda  ineceği  müjdelenen  İsâ  b.  Meryem  olduğunu  iddia  etmiştir.  Yukarıdaki münker hadise binaen de İsâ’dan başka Mehdî’nin olmayacağını öne sürer. Anlayışı zayıf olan bir çok insan arasında bu kişinin daveti revaç bulmuştur. Zaten bâtıl olan her davet böyledir, ona sahip çıkıp davet eden insanlar hep bulunur.
 
32. Müminin artığı şifadır.
Bu sözün aslı yoktur. Bunun  böyle  olduğunu  Ahmed  el-Gazzî64[64]  ifâde  eder.  el-Aclûnî65[65]  de  buna katılır.
 
32. Mehdî, amcam Abbas’ın çocuğundandır.66[66]
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden  olan  Muhammed  b.  Velîd  el-Kuraşî  hadisi  tek  başına  rivayet etmiştir.  İbn  Adiy,  onun  hadis  uydurduğunu  söyler.  Ebû  Arûbe  ise  onun  yalancı olduğunu   bildirir.   el-Munâvî,67[67]    İbnu’l-Cevzî’den   naklederek   aynı   illetle   hadisi cerheder.  Böylece  es-Suyûtî’nin  bu  hadisi  el-Câmi’us-Sagir  de  nakletmesinin  hata olduğu anlaşılmış oldu. Hadisin uydurma olduğuna dâir bir başka delilde; Allâh Resûlû (s.a.s.)’in başka bir hadisiyle çelişmesidir. Hadis şöyledir; ( Mehdî benim zürriyyetimden, Fâtıma’nın çocuğundandır.)68[68] Bu hadisin  senedi ceyyid (iyi) olup bütün ravileri güvenilirdir.
 
33. Tesbih ne güzel hatırlatıcıdır...69[69]
Bu söz uydurmadır.
es-Suyûtî  bu  hadisi  el-Munhâ  fis’sibha70[70]   da    zikretmiştir.  eş-Şevkânî71[71]de ondan nakleder. Her ikiside rivâyet hakkında bir şey söylemeyip susarlar. Ancak râvilerin bir kısmı  bilinmemekte ve bazılarıda yalanla ittiham edilmişlerdir. Ayrıca hadis, mana olarak batıl manalar içermektedir, şöyleki;
İlki:  Boncuklarla  olan  tesbih  bid’attır,  çünkü  Peygamber  (s.a.s.)’in  zamanında olmayıp,  O’ndan  sonra  icâd  edilmiştir.  Lugat  alimleri,  tesbih’in  yeni  bir  kelime olduğunu  ve   Arablar’ın  bu  kelimeyi  tanımadığını  söylerler.  Bu  itibarla    nasıl  olurda, Allâh Resûlû (s.a.s.), Ashabına bilmedikleri bir şeyi tavsiye eder.
İbn Vaddâh el-Kurtubî,72[72]  Salet b. Behrâm’dan rivâyet ettiği bir eserde; (İbn Mesûd boncuklarla tesbih çeken bir kadına uğrar, onları kopartıp atar. Sonrada taşlarla tesbih çeken bir adama  gelir ve ayağı ile vurur. Ardından şöyle der:  «  Çok  ileriye  gittiniz!  Karanlık  bid’atlara  daldınız!  Muhammed  (s.a.s.)’in Ashâbını ilimde geçtiniz! »)
Bu  eserin  senedi  Salet’e  kadar  sahihtir,  kendisi  güvenilir  bir  râvi  olup  tabii’nin etbasındandır. Ancak sened munkatidir (kesiktir).
İkincisi: Boncuklarla tesbih çekmek Allâh Resûlû (s.a.s.)’in yoluna muhaliftir. Bu konuda Abdullâh b. Amr şöyle der: ( Allah Resûlû (s.a.s.)’i sağ eliyle tesbih çekerken gördüm)73[73] Ayrıca Allâh Resûlû (s.a.s.)’in bazı hanımlarına verdiği emre de uymamaktadır.
Şöyle der: ( Sizlere Subhânâllâh, Allâhu Ekber deyip Allâh’ı eksiklikten tenzih etmeyi emrederim.  Gaflet  edipte  Lâ  İlâhe  İllalâh’ı  unutmayın, parmaklarınızla  tesbih çekin çünkü onlar sorulur ve konuşturulurlar.) Bu hadis hasendir. Hadisi Ebû Dâvud  ve diğerleri rivâyet etmişlerdir. el-Hâkim ve ez -Zehebî hadisin sahih   olduğunu   söylerler.   en-Nevevî   ve   el-Askalânî74[74] ise hasen   hükmünü vermişlerdir. Birde bu hadise şahid olan Âişe (r.anha)’ya mevkûf olan rivâyeti de Ebû Dâvud tahrîç  etmiştir. Boncuk   ve benzerleriyle   tesbih   çekmenin   meşrûluğuna   dâir   yukarıda   es- Suyûtî’nin ismi geçen  risalesinde naklettiği iki  hadise gelince: İlki:  Sad  b.   Vakkâs’tan;  Kendisi  Allâh  Resûlû  (s.a.s.)  ile  bir  kadının    yanına giderler,  kadının  önünde  tesbih  çektiği  çekirdek       veya  taşlar  vardır.  Allâh  Resûlu (s.a.s.) şöyle der: (Sana     bunda  daha  kolay  veya  daha  faziletli  olanı  bildireyimmi?  Diyerek şöyle buyurur; «Subhânallâhi Adede Mâ Halaka Fi’s-Semâi...»)75[75]ez-Zehebî  ve  İbn  Hacer,  râvilerden  olan  Huzeyme’nin  bilinmediğini  söylerler. Saîd b. Hilâl ise şuuru bozulduğundan hadisleri karıştırmıştır. Bazı güvenir raviler de Huzeyme’yi zikretmemişlerdir. Dolayısıyla hadis hakkında hasen hükmünü veren et- Tirmizî ile, sahih hükmünü veren el-Hâkim hata etmişlerdir.
Yukarıda zikri geçen illetleri bilmeden veya görmemezlikten    gelen çağdaş  bazı hevâ ehli, bu tür hakikatları bilmiyormuş gibi hareket eden şeyhleri yâni Abdullâh el- Gumâri’yi   taklid   ederler.   Bu   kişi   bu   hadisi   Kenz’in76[76]    de   nakleder,   böylelikle müridlerine boncuklarla tesbih çekmeyi sonra da boyunlarına takmayı câiz kılar!
İkincisi: Safiyye Şöyle der: (Allâh  Resûlû  (s.a.s.)  önümde    tesbih  çektiğim  dört  bin  tane  çekirdek olduğu halde yanıma geldi. Dedi ki :« Ey Huyeyye’nin kızı bu nedir»?! Dedim ki: « Onlarla tesbih çekerim ». Dedi ki: « Başında durduğumdan beri bundan daha fazla tesbih ettim ». Dedim ki: « Ey Allâh’ın Resûlû banada öğretsene »! Dedi ki: « Şöyle de: Subhânallâhi Adede Ma Halakallâhu Min Şey’in...»)77[77] et-Tirmizî  hadise  zayıf  hükmünü  şu  sözüyle  verir:  Bu  hadis  garîbtir...hadisin isnâdı bilinmemektedir. Râvilerinden olan Hâşim b. Saîd hakkında Hâfız İbn Hacer78[78]    zayıf olduğunu söyler.
Ayrica yukarıda geçen iki hadisin zayıf olduğuna bir başka delilde,  bu hâdisenin İbn Abbâs’tan sabit olmasıdır ki, rivâyette tesbih için kullanılan taşlardan bahsedilmemektedir. Hadisin lafzı şöyledir: (Cuveyriyye’den; Peygamber (s.a.s.) Cuveyriyye kendi mescidinde olduğu halde sabah namazının akabinde onun yanından çıkar. Duhâ namazını kıldıktan sonra  döner  ve  Cuveyriyye’yi  oturur  halde  bulur  ve  şöyle  der: «  Hâlâ  seni bıraktığım hâl üzeremisin »? Cuveyriyye « evet » der. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurur: « Ben senden sonra üç defa dört tane kelime söyledim. Eğer bugün senin  söylediğinle tartılacak  olursa  ağırlıkta  aynı   gelirdi:  ‘Subhânallâhi  ve bihamdihi; adede halkihi, ve ridâ nefsihi, ve zinete arşihi, ve midâde kelimâtihi’».)79[79]
Bu sahih hadis iki şeye delalet eder:
İlki: Bu hâdisede ki kişi Cuveyriyye’dir, yukarıdaki ikinci hadiste geçen Safiyye değildir.
İkincisi: Hâdisede geçen taşlar ile tesbih münkerdir. Bunu  yukarıda geçen İbn Mesûd’un  karşı  çıkması  da   desteklemektedir.  İbn Mesûd’un medresesinden mezûn olan  İbrâhîm  b.  Yezîd  en-Nehaî  el-Kûfî,  kızının  tesbih  iplerini  sarması  için  yardım etmesini yasaklardı.80[80] Diğer taraftan biri gelipte, parmaklar ile olan tesbihin, adet çoğaldıkça sayısının muhafazasının imkansız olduğunu söylerse, ona şöyle deriz: Bu karmaşalığa sebeb diğer   bir bid’attır.  Yâni  dinimizde      gelmediği  şekilde,  Allâh’ın  çokça  belirli  bir  sayıda zikredilmesidir.  İşte  bu  bid’at  boncuklarla  tesbih  bid’atına  götürür. Sahih  sünnette sabit olan en çok zikir adedi yüz’dür. Bunu da âdet edinen kişi kolaylıkla yanlışsız bir şekilde    yapabilir.  Parmaklarla  tesbihin  daha  faziletli olduğuna  ittifak  etmelerine rağmen, boncuklarla yapılan tesbih  parmaklarla   sünnet olan t esbihi fiilen bitirmiştir. Birde  insanlar  bu  bid’at   ile  yeni  icatlar getirmişlerdir.  Tarikatçılar  bunu  boyunlarına bile asarlar. Şeyhleri olan Abdullâh el-Gumârî, tesbihin boyuna asılmasını  yazıcının kalemi  kulağına koymasına  kıyas  ederek,  bunda  bir  sakıncanın  olmadığını  söyler! Ancak boncuklarla tesbih hadisi görüldüğü gibi uydurmadır. Bazılarıda hem seninle konuşur hemde elindeki tesbihiyle tesbih çeker veya senin sözüne kulak verir. Kimi
de selâmı telaffuz etmeden tesbihini kaldırarak alır. Bu bid’atın daha birçok yanlışlığı vardır. Şairin dediği gibi: Her türlü hayır selefe uymadadır, Her türlü şerde halefin bid’atındadır.
 
34. Hatib minbere çıktığında, namazda yoktur, konuşmakta
Bu rivâyet batıldır.
Halk  arasında  bu  lafızla  şöhret  bulmuş  olup,  bazı     beldelerde  minberlere  dahi asılmıştır. Bu rivâyeti Taberânî el-Kebir’de İbn Umer’den merfu olarak rivâyet etmiştir. Rivâyetin  lafzı şöyledir: (Biriniz   mescide       girdiğinde   imam   minberde       ise,   bitirinceye   kadar namazda yoktur, konuşmakta).
Râvilerinden  olan  Eyyub  b.  Nuheyk  hakkında,  Ebu  Hâtim:  «  Bu  kişinin  hadisi zayıftır  »  der.  el-Heysemî       bu  râvinin  metrûk  olduğunu  ve  bir çok  ilim  ehlinin  o’nu zayıf kıldığını söyler. İbn Hacer de « bu hadis zayıftır der ».81[81]
Senedi  zayıf  olmasına  rağmen  bu  hadise  bâtıl  hükmünün  verilmesi  iki  sahih hadise olan muhalefetindendir:
İlk hadis: ( Biriniz cuma namazına geldiğinde imam (minbere) çıktı ise iki rekat kılsın) Bu hadisi Buhârî ve Müslim Câbir (r.a.) dan merfû olarak rivâyet etmişlerdir. Câbir’den gelen başka bir rivâyette; ( Bir adam, Allâh Resûlu (s.a.s.) cuma günü hutbe verir iken gelir. Resûl (s.a.s.) ona: « Namaz kıldın mı?» der. O da            « Hayır » deyince. « Öyleyse kalk ve iki rek’at kıl » der. ) Bu hadisi Müslim rivâyet etmiştir.
Bu   sahîh   hadisler,   imamın   hutbeye   çıkmasından   sonra   camiye   girenin, oturmadan önce iki rek’at namaz kılması gerektiğini vurgular. Ancak daha yukarıdaki hadis  bunu  yasaklamaktadır!  Katmerleşmiş   cehâletten  dolayı   bazı   hatiblerin  bu namazı kılanlara mâni olmaya çalıştıklarını  görürsün. Bunların Allâh’ın şiddetli tehdidi altına girmelerinden korkulur. Âyette ; (Namaz kılarken bir kulu menedeni   gördünmü? ) (el-Alak) buyrulmaktadır. Başka bir ayette ise  Allâh’u Teala şöyle buyurur: (Onun  emrine  aykırı  davrananlar,  başlarına  bir  belâ  gelmesinden  veya kendilerine çok acıklı bir azap isâbet etmesinden sakınsınlar ). (Nur, 63)
İkinci hadis: (Cuma  günü  imam  hutbe  verirken     arkadaşına  dinle  dediysen,  boş  söz etmişsindir ). Buhârî ve Müslim rivâyet etmiştir. Bu hadis, (imam hutbe verirken) sözü mefhûmuyla şuna delâlet   eder: İmam hutbe  vermediği  sürece  kelâma  bir  mâni  yoktur. Bunu,  Umer  (r.a.)’nun dönemindeki tatbikat desteklemektedir. Salebe b. Ebî Mâlik şöyle der: (İnsanlar  Umer  b.  el-Hattâb  minbere  oturduğunda  müezzin  susana  kadar konuşurlardı, Umer minberde ayağa kalktığında, her iki hutbeyi bitirene kadar hiç kimse konuşmazdı. ) Bunu Mâlik82[82]  ve et-Tahâvî83[83]  rivâyet etmiştir. İkisininde isnâdı sahihtir.
Böylece  imamın  minbere  çıkması  değilde,       sözünün  konuşmayı  kestiği  ve imamın  minbere  çıkmasının  tahiyyetu’l-mescid  namazını   kılmaya  mâni olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu da yukarıda geçen hadisin batıl oluşuna delildir.
 
35. Sarık ile kılınan namaz sarıksız kılınan namazın yirmi beşine eşittir. Sarık ile kılınan cuma namazı sarıksız kılınan cumanın yetmişine eşittir. Gerçekten melekler sarıklıların cumasına katılırlar, güneş batana dek sarıklılar üzerine salât getirirler.
Bu hadis uydurmadır.
İbn  Neccâr  rivâyet  etmiştir.  İbn  Hacer84[84]   «  Bu   uydurma  bir  hadistir  »  der. Bunuda  es-Suyûtî  Zeyl  el-Ehâdis  el-Mevdûa85[85]  naklederek bu  hükme  katılır.  İbn Arrâk86[86]  da aynı şekilde buna uyar. Sonradan  es-Suyûtî  bunu  unutarak       hadisi  el-Câmiu’s-Sagîr  de  zikreder.  el- Munâvi,  eserin  Şerh’inde  İbn  Hacer’in  hadise  uydurma  dediğini  naklederek  es- Suyûti’nin hata ettiğini belirtir.
Aslında    es-Suyûtî     mezkur     eserinde    uydurma     hadisleri    zikretmeyeceğini bildirmiştir,  ama  kendisi  dahi  başka  kitablarında  bazı  hadislerin uydurma  olduğuna hükmetmiştir. Dolayısıyla hakkı kişilerle tanıma, önce hakkı bil, böylece kişileri tanırsın. Hâfız b.   Hacer, selim olan aklın onaylamadığı ve hadiste vadedilen sevabtaki mubâlağadan  dolayı,  buna  uydurma  hükmünü  verir.  Eğer  bunlar  olmasaydı  hadisi zayıf kılmakla yetinirdi. Çünkü senette ithâm olunan kimse yoktur. Bunu bu şekilde anladıysan aşağıdaki hadisin hükmünü daha iyi anlarsın.
 
36. Sarık ile kılınan iki rek’at, sarıksız kılınan yetmiş rek’attan daha hayırlıdır
Hadis uydurmadır.
es-Suyûtî  bunu  el-Câmiu’s-Sagir  de  zikreder.  ed-Deylemî’nin  Musned  el- Firdevs’te Cabir’den rivâyet ettiğini bildirir. Bir önceki hadiste olduğu gibi, uygun olan hadisi  Zeyl  el-Ehâdis  el-Mevdûa  kitabına  almasıydı.  Çünkü  sarıkla  kılınan  namazın sevabındaki mubâlağa bunda daha da fazladır. Aslında hadisi Ebû Nuaym rivâyet etmiş olup, ondan da ed-Deylemî almıştır. Hadisin   râvilerinden   olan   Târık   b.   Abdurrahmân’ı   el-Buhârî   ed-Duafâ’da zikreder,  el-Hâkim  de, «hafızası  kötüdür  »  der.  es-Sahâvî  bu  hadisin  sabit olmadığını söyler. Hâfız  b.  Receb  el-Hanbelî’nin  ilel  et-Tirmizî’ye87[87]  yaptığı  şerhte  şöyle  gelir: Ahmed  b.  Hanbel’e  sarıklı  kılınan  namazın  sarıksız  kılınan  namazdan  yetmiş  defa daha faziletli olduğuna dair hadis sorulduğunda, « bu yalandır, bu batıldır » der.
 
37. Sarıkla kılınan namaz onbin hasenata eşittir.
Hadis uydurmadır.
ed-Deylemî88[88]  senediyle Ebân’dan oda Enes’ten merfû olarak rivâyet etmiştir. Bunu es-Suyûtî Zeyl Ehâdis el-Mevdûa’da89[89]  zikrettikten sonra « Ebân ithâm edilmiştir » der. İbn Arrâk Tenzîh eş-Şerîa’da90[90]  es-Suyûtî’ye hadisin bu hükümde tabi olmuştur. es-Sahâvî’de el-Makâsıd 91[91]  adlı kitabında İbn Hacer’e uyarak « Bu hadis uydurmadır » der.
Bu üç hadisin uydurma olduğuna dâir hiçbir şüphe yoktur. Çünkü hikmet sahibi olan  eş-Şârî  işleri  doğru  bir  terâzi  ile  ölçer.  Dolayısıyla  sarıkla  kılınan  namazın sevabının,  cemaatla  kılınan  namazın  sevabıyla  aynı  olması  veya  kat  ve  kat  daha fazla  olması  makûl  değildir!  Sonra  cemaat  namazının  hükmüyle,    sarık  bağlamanın hükmü  arasında  çok  büyük  fark  vardır.   Sarık  hakkında       söylenecek  en  son  hüküm müstehab  olduğudur. Ancak tercih edilen; sarığın âdet olan sünnetlerden olduğudur. Sarık  ibâdet  olan  sünnetlerden  değildir.  Cemaat  namazına  gelince,  en  azından müekked sünnet olduğu  söylenmiştir. Ayrıca namazın şartlarından olduğu, namazın cemaatsız   sahih   olmayacağı   da   söylenmiştir.   Doğru   olan   görüş   ise,   cemaat namazının   farz   (vacib)   olduğudur.   Ama   terkedildiğinde   kişi   şiddetli   bir   günah kazanmasına rağmen   namazı sahihtir. Bunun için nasıl olur da Alîm ve Hakîm olan Allâh,  bunun  sevabını  sarıkla  kılınan  namazla  eşit,  bizzat  daha  aşağıda  bir  derece kılsın. Herhalde Hâfız b. Hacer bu manâyı hesaba katarak hadis hakkında uydurma hükmünü verir.
Bu  tür  uydurma  hadislerin  kötü  tesirlerinden  ve  hatalı  yönlendirmelerinden  bir tanesi  de;  bizler  bazı  insanların  namaza  girmek  istediklerinde  başlarına  mendil bağladıklarını   muşâhede   ederiz.   Zannınca   bu   zikredilen   sevaba   nâil   olacaktır. Halbuki bu kişi, nefsini temizleyen ve tezkiye eden bir amel işlememiştir.
Garib  olan  tarafı  da  şudur:  Bazıları  sakallarını  keserek  bu  günahı  işlerler. Namaz için kalktıklarında sakallarını kesmelerinden dolayı hiç bir eksiklik duymazlar, ve  bu  onları  hiçmi  hiç  ilgilendirmez.  Ancak  sıra        sarıkla  namaz  kılmaya  gelince, onlara  göre  bu  ihmal  edilmemesi  gereken  bir  iştir! Buna  delil  de  şu  durumlarıdır: Sakallı   birisi  namaz  kıldırmak  için  öne  geçtiğinde  sarıklı   değil  ise,  ondan  razı olmazlar.  Eğer  sarıklı  birisi,  sakalını kesme  günahıyla  birlikte  namaz  kıldırmak  için öne  geçse,  bu  onları  rahatsız  etmediği  gibi  buna  ehemmiyette  vermezler.  Böylece Allâh’ın dinini tersine çevirmişler. Allâh’ın haram kıldığını mubâh, mubâh kıldığını da  vacib kılmışlardır.
Eğer  sarığın  fazileti  sabit  olmuş  olsaydı,  müslüman  kişinin  normal  hallerinde zinet olarak kullanması istenilirdi. Tâ ki  bununla diğer insanlardan ayrılmış olsun. Asıl maksad, ödünç  olarak alınan sarıkla sayılı dakikalarda eda edilen namaz değildir, ki bitirir  bitirmez  alınıp  cebe  yeniden  hapsedilsin!  Çünkü müslüman  kişinin  namaz dışındaki sarığa olan ihtiyacı, namazın içindeki ihtiyacından daha fazladır. Özellikle mümin ile kafirin giyeceklerinin karıştığı  bu asırda, sarık müslümanın şiarı  olup   onu kafirlerden ayırır durumdadır.
Sakal hakkında ise, Allâh Resûlu (s.a.s.) şöyle buyurur: ( Müşriklere muhâlefet edin,  bıyıkları  kısaltın  ve  sakalları  bırakın  )  Bu  hadisi  Buhârî  ve Müslim rivâyet etmiştir. Namaza başlarken, ödünç sarığın koyulması,  namaz için insanın yüzüne ödünç sakal  koyması  gibidir.  Bu  ödünç  sakalı  muşâhede    etmesek  bile,  günün  birinde Avrupalıların taklidi babından müslümanların arasında yayılması  hiçte uzak değildir.                 ed-Dimaşk’ta neşrolunan (2485) sayılı 1364 hicri tarihli   el-Alem dergisinde şöyle bir haber  vardır:  «  Londra-  Lordlar  meclisi  toplandığında  hava  sıcaklığı  artar,  başkan ödünç olan  sakallarını çıkarma iznini verir!»
 
38. Güzel kadının yüzüne ve yeşilliğe bakmak görmeyi arttırır 92[92]
Hadis uydurmadır. ez-Zehebî el-Mizan’da bu haberin bâtıl  olduğunu ifade eder. İbn Kayyım ise, bu hadis ve benzerlerinin zındıkların uydurması  olduğunu söyler. es-Sagânî ehâdis el- Mevdûa93[93]    adlı   kitabında  rivayeti  zikreder.  Maalesef  es-Suyûtî  bu  ve  benzeri hadisleri el-Câmiu’s-Sagîr’ine almıştır.
 
39. Kim bir hadis söylerde onun yanında aksırılırsa; o haktır 94[94]
Hadis batıldır.
İbnu’l-Cevzi95[95]  rivâyete  batıl  demektedir.  Ebû  Hâtim  de  bu  yalan  bir  hadistir demiştir.  eş-Şeyh  Aliyyu’l-Kârî96[96]   İbn  Kayyım’dan  şöyle  nakleder:  «  Bazı insanlar  bu  hadisin  senedinin  sahih  olduğunu  söyleseler  bile,  his  bunun  uydurma olduğuna şahittir... Peygamber (s.a.s.) den rivâyet olunan bir  hadisin yanında yüzbin kişi aksırsa dahi, aksırma ile hadise sahih hükmü verilmez...»
 
40. Sözün en doğrusu, yanında hapşurulandır. 97[97]
Bu hadiste batıldır.
 
41. Namaz dirhem mikdarı kandan dolayı iade edilir. Başka bir  lafız da ise : Elbisede dirhem mikdarı kadar kan varsa, elbise yıkanır ve namaz iade edilir.98[98]
Hadis uydurmadır.
İbn  Hibbân  şöyle  der:  «  Bu  haber  şüphesiz  uydurmadır.  Allâh  Resûlu  (s.a.s.)  bunu söylememiştir.  Bunu  Kûfe  Ehli  uydurmuştur.  (Râvilerinden  olan)  Ravh  sika  (güvenilir) ravilerden uydurma rivâyetlerde bulunur.» İbn  Hibbân’ın  bu  sözüne  ez-Zeylaî99[99]   ve  İbnu’l-Mulakkan100[100]   da  katılmıştır.  el- Buhârî’de « bu hadis batıldır » der.
Hadis başka bir yol ve lafızla da gelmiştir:
 
42. Dirhem mikdarı kan yıkanır ve ondan dolayı namaz iade edilir.101[101]
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Nuh b. Meryem yalancıdır. Bu hükme ez-Zeylaî de katılır. Ancak bu ve bir önceki rivâyeti es-Suyûtî el-Câmi de zikreder!!! Bu hadis, Hanefî mezhebinin, mugallaza olan necâsetin dirhem mikdarı kadar olduğuna dair  delilidir.  Bu  hadisin   uydurma  olduğunu  anladıysan,  böyle  bir sınırlamanında  batıl olduğunu  bilirsin.    Dirhemdende  daha  az  olsa  bile  necasetten  kaçınmak  farzdır.  Çünkü temizliği emreden hadisler geneldir.
 
43. Örümcek şeytan olup Allâh onun şeklini değiştirmiştir, dolayısıyla onu öldürün.
Hadis uydurmadır.
İbn  Adiy102[102]   rivâyet  etmiştir.  Râvilerinden  olan   Mesleme  hakkında  şöyle  der:  « Meslemenin hadisleri,      tamamen veya genelde mahfûz değildir.» Bu hadisin bâtıl olduğuna başka bir delilde, Müslim103[103] de gelen hadisle çatışmasıdır. ( Allâh hayvana dönüştürdüğü hiçbir şeye nesil ve soy kılmamıştır)
İbn  Hazm  Muhalla104[104]  da  şöyle  der:  «  Maymun  ve  domuz  dışında  gelen  her  mesh (dönüştürme), batıl, yalan ve uydurmadır.» Ancak es-Suyûtî adeti üzere yine muhâlefet ederek hadisi Câmi de zikreder!
 
44. Her kim Kur’an dan başkasıyla şifa isterse, Allah Teâla ona  şifa vermesin.
Hadis uydurmadır.
es-Sâgânî el-Ehâdis el-Mevdûa105[105]  da zikreder. el-Aclûnî el-Keşf106[106]  te buna katılır. Hadisin aslını el-Vahidî Tefsirinde107[107] rivâyet eder. Râvilerinden olan İbnu’l-Hâris’in hadisi terkedilmiştir. ez-Zehebî Tarihu’s-Sahâbe adlı kitabında bu haberin sahih olmadığına işaret etmiştir. Bu hadis maddi tedaviyi terkedip, yanlız Kur’ân tilâvetine güvenmeye işaret etmektedir. Bu ise Resul (s.a.s.)’in kavlî ve fiili sünnetiyle uzak ve yakından uyuşmamakta. Resûl (s.a.s.) defalarca maddi tedavi ile muâlece olup bunu emretmiştir. Şöyle buyurur: (Ey  Allâh’ın  kulları!  Tedavi       olun; Allâh indirdiği  her  hastalığa  bir de  ilaç indirmiştir ) Bu hadisi el-Hâkim sahih bir senedle rivâyet etmiştir.
 
45. Allâh Azze ve Celle ve Melekleri cuma günü sarık saranlara salât getirirler.108[108]
Hadis uydurmadır.
İbnu’l-Cevzî109[109]   şöyle  der:  «  Bu  hadisin  aslı  yoktur,  (ravilerinden  olan)  Eyyub teferrud  etmiştir.  Ezdî  şöyle  der:  Bu  hadis  Eyyub’un uydurmasıdır,  Yahyâ  b.  Main  onun yalancı olduğunu söylemiştir, ed-Dârekutnî de onu terketmiştir.»
 
46. Üç şeyden dolayı Arabları sevin ; Çünkü ben arabım, Kur’ân arabçadır, Cennet ehlinin dili de arabçadır.110[110]
Hadis uydurmadır.
Bu senedin üç tane illeti vardır:
İlki: Ravilerinden olan el-Alâ b. Amr hakkında ez-Zehebî metrûk olduğunu söyler, İbn Hibbân ise, mutlak olarak kendisiyle ihticac etmenin câiz olmadığını söyler.
İkincisi: Diğer bir râvi olan Yahyâ b. Yezîd, muhaddislerce zayıf addedilmiştir.
Üçüncüsü: İbn Cureyc hadisi an ana sigasıyla rivâyet etmiştir. Kendisi müdellistir. Hadisi   İbnu’l-Cevzî111[111]    el-Ukaylî’nin   yoluyla   zikrederek,   el-Ukaylî’den   hadisin münker olduğunu ve aslının olmadığını aktarır.
 
47. Ben arabım, Kur’ân arabçadır, Cennet ehlinin lisanı da arabçadır.112[112]
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden  olan  Şibl  b.  el-Alâ  b.  Abdurrahman  hakkında   İbn  Adiy;  «  Münker rivâyetleri vardır » der. Hâfiz el-Irâkî113[113]  de şöyle der: « Ancak (râvilerinden olan) Abdul Azîz b. İmrân ez-Zührî hakkında en-Nesâî ve başkaları metrûk olduğunu söylerler. el-Buhârî hadisinin yazılmayacağını bildirir. Dolayısıyla bu hadis sahih değildir. »   İbn Arrak114[114]  ta bu hükme katılır. Bu  rivâyetin  Allâh  Resûlu (s.a.s.)’e  nisbetinin  bâtıl  olduğuna   bir  başka  delilde, (s.a.s.)’in arablığıyla övünmesidir. Bu ise,  İslam’a göre tuhaf sayılıp şu âyetle uyuşmaz: (Muhakkak    ki     Allâh     yanında     en değerli     olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.)115[115]
Aynı zamanda sahih hadislerle de uyuşmaz:
( Arabın arab olmayana üstünlüğü yoktur ... üstünlük ancak takva iledir.)116[116] Ebû Dâvut ve et-Tirmizi’nin hasen olarak rivâyet ettikleri başka bir hadiste: (Gerçekten Allâh Azze ve Celle sizlerden câhiliyye âdetini ve ecdâd ile övünmeyi gidermiştir.  İnsanlar  Âdem’in  çocuklarıdır,  Âdem  ise topraktandır.  Mümin  takvalı  , facir ise şakî olandır. Bazıları cehennem kömürü olan insanlarla övünmeyi bıraksınlar. Yoksa Allâh’ın yanında, ağzı ile pisliği iten böcekten  daha değersiz olurlar. ) Allâh  Resûlu  (s.a.s.)  ümmetini  bu  şekilde  yönlendiriyor  ise,  onun  yasakladığı şeyi  kendinin yapması hiç bir zaman makûl değilir.
 
48. Arablar itibarını kaybedince, İslâm da itibarını kaybeder.   117[117]
Hadis uydurmadır.
Ebû Hâtim şöyle der: « Bu hadis bâtıldır aslı yoktur.» Hadisin iki tane illeti vardır:
İlki: Ravilerinden olan Muhammed b. el-Hattâb, hâli itibarıyla mechûldur.
İkincisi: Ali b. Zeyd zayıftır.
Hadis  mana  itibarıyla  batıl  bir  manaya  delâlet  etmeseydi,  zayıf  hükmü  ile yetinirdik. Çünkü İslâm’ın izzeti Arablarla bağlantılı değildir. Tam tersine Allâh İslâm’ı Arab   olmayan   müminlerle   de   izzetli   kılmıştır.   Özellikle Osmanlı   devletinin   ilk zamanlarında  böyleydi.  Allâh  İslâmı   onlarla güçlendirmişti,  ta  ki  hükümdarlıkları Avrupanın ortasına kadar uzanmıştı. İslâm’dan saparak Avrupa kanunlarına yönelip, hayırlı  olanı  hayırsız  olan  ile değiştirdiklerinde  otoriteleri,  hem   orada  hemde  diğer topraklarda  giderek  kayboldu.  Öyle  oldu   ki,  hükümranlığı  kendi  topraklarında  dahi kalmadı!  O  topraklarda  müslüman  olduklarına  delâlet  eden  az  bir  belirti  kaldı. Böylelikle kuvvet ve izzetten sonra, bütün müslümanlar arabıyla acemiyle boyun eğip alçaldılar.  Kafirler  topraklarına  girerek,  çok  azı   hâriç  müslümanlar  zillet  altında yaşamaya  mahkûm  oldular.  Ekonomi  gibi  bir çok  tasarı  adı  altında  bu  toprakları kafirler sömürmeye başladılar! Böylece  İslâmın,  arab  ve  acemin  düşmesiyle  zelîl,  güçlenmesiyle  de  izzetli olacağı sabitleşir. ( Arabın arab olmayana üstünlüğü ancak takvadadır) Allâhım!  müslümanlara  izzet  nasib  eyle,  onlara  Kitâbına  ve  Peygamberinin sünnetine dönmelerini ilham et. Tâ ki İslâm onlarla güçlenmiş olsun.
Ancak bu durum, arab cinsinin diğer ümmetlerin cinsinden daha üstün olmasına engel   değildir.Arab   cinsinin   üstün   olması   konusu   Ehlî   Sünnetin’de  görüşüdür. Konuyla ilgili sahîh  hadisler vardır, bunlardan bir tanesi de şudur: ( Allâh İbrâhim’in çocuklarından İsmâil’i seçmiştir. İsmâil’in çocuklarından da Benî Kinâneyi, Benî Kinâne’den Kureyşi, Kureyşten Benî Hâşimi seçmiştir. Beni de Benî Hâşimden seçmiştir.)118[118]
Ancak bu fazîlet, Arab olanın kendi cinsiyle övünmesine götürmemesi gerekir. Çünkü İslâm bu cahiliyye âdetini ibtâl etmiştir. Aynı zamanda bizlerin de Arabların bu üstünlüğe  hak  sahibi  olmalarının  sebebini  de  bilmemezlikten  gelmememiz  gerekir. Onlar  akıl  ve  lisanlarıyla,  ahlak  ve  amelleriyle temâyüz  etmişler,  güzel  sıfatlarıyla diğer  ümmetlere  İslâm  davetini  taşımada  ehil  kılınmışlardır.  İşte  arab  olan  kimse bunu bilir ve korur ise, kendinden öncekiler (selefleri gibi) İslâm davetinin taşınmasında namzet bir üye olur. Ama o, bütün bunlardan soyutlanırsa o zaman hiç bir fazîleti olmaz. Bilâkis   İslâm ahlâkı  ile nitelenen bir  acem şüphesiz ondan daha hayırlıdır. Gerçek üstünlük Allâh’ın, Muhammed (s.a.s.)’le birlikte gönderdiği imân ve ilme  tâbi  olmak  iledir.  Üstünlük  Kur’ân  ve  Sünnette  gelen  belirli  isimlerledir;  İslâm, İmân, İyilik, Takvâ, İlim, Amel ve İhsân gibi. İnsanın sadece arab veya acem olması, hiç bir üstünlük kazandırmaz.
49. Yemekten önce karpuz mideyi iyice yıkar, hastalığıda kökünden giderir.119[119]
Uydurmadır.
Ravilerinden  olan  Ahmed  b.  Yakûb’un       hadis  uydurduğunu   el-Beyhakî  ve  el- Hakim beyan eder. es-Sahâvî şöyle der: « Ebu Umer en-Nukânî karpuzun fazileti hakkında bir cüz tasnif  etmiştir, bütün hadisleri batıldır.» 120[120]
 
50. Yemeğin bereketi, öncesinde ve sonrasında abdest almaktır.121[121]
Zayıftır. Ravilerinden  olan  Kays  b.  Rabi’nin  zayıf  olduğunu  Ebû  Davut  ve  et-Tirmizî söyler.
Bu konuyla ilgili başka bir hadiste: ( Her kim Allah’ın onun evinin hayrını çoğaltmasını severse, öğlen yemeği hazır olduğunda ve kaldırıldığında abdest alsın )122[122] Ancak hadis münkerdir. el-Münzirî  şöyle  der:  «  Süfyan  yemekten  önce  abdest  almayı  kerih  görürdü.  el- Beyhakî derki: aynı şekilde Malik b. Enes’te kerih görürdü. Yine arkadaşımız eş-Şafii abdestin terkini  mustehab görmüştür, İbn Abbas hadisini delil getirmiştir. (Peygamber  (s.a.s.)’in  yanındaydık  ve  helâya  gitti,  sorada  döndü.  Yemek getirildi  ve  dendi  ki:  Abdest  almayacakmısın?   O  da,  namaz kılmayacağım  ki abdest alayım, dedi)» 123[123] et-Tirmizî ve Ebû Davut’un rivayet ettikleri hadiste şu fazlalık vardır: (Ancak namaza kalktığımda abdest almakla emrolundum ) Bazıları bu  hadiste  geçen  el-Vudû  yâni  abdest  kelimesini   yalnız  ellerin  yıkanması olarak       tevil     ederler. Ancak bu mâna Peygamber (s.a.s.)’in  sözlerinde bilinmemektedir.  Eğer  hadis  sahih  olmuş  olsaydı,  yemek  öncesi  ve  sonrası  ellerin yıkanmasının istihbabına delil olurdu ve hadisin bu şekilde tevili   de caiz olmazdı. Yemekten  önce  ellerin  yıkanmasına  gelince  ;  ellerin  pis  olması  gibi,  yıkanmasını gerektiren bir durum var  ise, yıkamak meşrûdur. Netice  olarak;  ellerin  yemekten  önce  yıkanması,  hadis  sahih  olmadığından  ibâdet değildir.  Mâna olarak makûldur, kirli ise meşrûdur, yoksa değildir.
 
51. Gerçekten her şeyin bir kalbi vardır, Kur’an’ın kalbide ( Yâsindir ). Kim onu okursa sanki Kur’an’ı on kere okumuş gibidir.124[124]
Hadis uydurmadır.
et-Tirmizî, ravilerinden olan Hârûn b. Muhammed’in meçhûl olduğunu söyler. ez- Zehebî  de  bu  hadisi  onun  uydurduğunu  zikreder.  Ebû  Hâtim  ise  hadisin  batıl  olup, aslının olmadığını bildirir. Ancak  es-Suyûtî  adeti  üzere  rivayeti  el-Câmi              es-Sagir  adlı  kitabına  alır!  es- Sabûnî de İbn Kesir’in muhtasarında125[125]  zikreder! Zannınca sadece sahih hadisleri zikredecekti!  O  nerede  bunu  yapmak  nerede;  bu  kuru  bir  iddiadan  başka  bir şey değildir!
 
52. Kimin çocuğu olurda ona bereket talebiyle Muhammed ismini verirse; o ve çocuğu cennettedir )126[126]
Hadis uydurmadır.
İbn  Kayyım,  ravilerinden  olan  Hâmid  b.  Hammâd  el-Askerî  yüzünden,  hadisin bâtıl olduğunu belirtir. eş-Şeyh el-Kâri127[127]  de ona katılır.
Bu araştırmayı gözden kaçıran el-Munâvî es-Suyûtî’nin hadisi  hasen saymasına katılır. Dolayısıyla buna aldanma.
 
53. (Bir saat düşünmek, altmış sene ibâdetten daha hayırlıdır )128[128]
Bu söz uydurmadır. İbnu’l-Cevzi, ravilerinden olan Osman b. Abdullah el-Kuraşi ve İshak b. Nuceyh el-Malatî’nin yalancı olduklarını söyler.129[129]
Diğer bir rivayette ise: (Gece ve gündüzün farklılığındaki bir saatlik düşünce, bin senelik ibâdetten daha hayırlıdır)130[130]
Bu  hadis  te  uydurmadır.  Çünkü  ravilerinden  olan  Said  b.  Meysere  güvenilir ravilerden   uydurma   rivayetlerde   bulunmuştur.   Buna   rağmen   es-Suyûtî   rivayeti kitabına almıştır!
 
54. Cami komşusunun namazı, ancak camidedir.131[131]
Hadis zayıftır.
Ravilerinden   olan   Süleyman   b.   Davut   el-Yemâmî   zayıftır.   el-Buhârî   onun hakkında:  «  hadisi  münkerdir  »  der.  Yanî  bu  kişinin  hadisini  rivayet  etmek  helâl değildir. Cemaat namazıyla ilgili gelen sahih hadisin lafzı şöyledir: (Kim özürü olmadığı halde ezanı duyarda (camiye) gelmez ise,  namazı yoktur)132[132] En-Nevevî, el-Askalânî ve ez-Zehebî hadisin sahih olduğunu söylemişlerdir.
 
55. Cuma fakirlerin haccıdır, diğer bir lafızda : Miskinlerin.133[133]
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden  olan  Mukâtil  yalancıdır.  Dolayısıyla  es-Sagânî     ve  İbnu’l-Cevzî rivayeti, uydurma hadisleri topladıkları kitablarında zikrederler.
 
56. Tavuk, ümmetimin fakirlerinin koyunudur. Cuma’da fakirlerinin haccıdır.134[134]
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Abdullâh b. Zeyd yalancıdır, hadis uyduran birisidir. el-Munâvî135[135]   bu  ve  bir  önceki  rivayetin  uydurma  olduğunu  ez-Zehebi’den nakleder.
 
57. Biriniz hanımıyla veya cariyesiyle ilişkide bulunduğunda, edep yerine bakmasın, çünkü bu körlük bırakır.136[136]
Hadis uydurmadır.
İbnu’l-Cevzî  rivayeti  el-mevdûât  adlı  kitabında  zikreder.  İbn  Hibbân  ve  Ebu Hatim er-Râzi rivayetin uydurma olduğunu söylerler.
İbn Salâh hadisin gerçek illetine vakıf olmadığı için, isnadın c  eyyid (iyi) olduğunu söyler.  Ancak  İbn  Salâh,  kendisinin  koyduğu  ve  daha  önce  kimsenin  söylemediği kaideye  muhalefet  ederek  bu  hadisin  kuvvetli  olduğunu  söyler.  İbn  Salâh’a  göre, kendisinin  yaşadığı   o  asırlarda  artık  hadis  hakkında  sahih  hükmünün  verilmesi kesilmişti,  dolayısıyla  hiç  kimsenin  tashih  etme  hakkı  yoktu!137[137]   Ona  göre  vacib olan;  daha önceki  hadis  imamlarının  hükümlerine  tabi  olmaktır.138[138]   Ancak  bu kaideye nereye dayanarak burada muhalefette bulundu ve iki  büyük hadis imamımın uydurma hükmünü verdikleri hadisin, sahih olduğunu söyledi? Doğru  anlayış,  hadisin  batıl  olduğuna  delildir  İlişkiye  nisbetle  edep  yerine bakmanın  haram  kılınması,  vesilelerin  haram  kılınması  babındandır.  Allâh  Teâla erkeğe zevcesiyle ilişki izni verdiyse, zevcesinin edep yerine bakmasını yasaklaması nasıl kavranabilir?! Bunu Aişe validemizden gelen  hadis teyid eder, O şöyle der: (Ben  ve  Allâh  Resûlu  (s.a.s.)  aramızdaki  bulunan  bir kaptan  gusül  alırdık. Benden  önce  davranırdı,  bende  ona  :  bana  da  bırak,  bana  da  bırak  derdim)139[139] Bu   hadisten   anlaşılan   edep  yerine   bakmanın   caiz   olduğudur.   Bunu   İbn Hibban’ın Süleyman b. Musa yoluyla naklettiği rivayet destekler: Süleyman b. Musa erkeğin zevcesinin edep yerine bakması hakkında sorulur? Bunu Atâ’ya sordum der, o da: Aişe’ye sordum, bu hadisi mâna olarak zikretti der. Hafız  b.  Hacer  şöyle  der:  « Bu hadis  erkeğin  zevcesinin  avret  mahalline  ve zevcenin de erkeğin avret  mahalline bakmasının cevazına delildir.»140[140] Bu,  açıklığa  kavuştuğuna  göre,  öyleyse  gusül  veya  temas  esnasında    bakmak arasında hiç bir fark yoktur. Böylece yukarıdaki hadisin bâtıl olduğu açığa çıkar.
 
58. (Biriniz (zevcesiyle) temas ettiğinde, avret mahalline   bakmasın, çünkü bu körlük bırakır, çokta konuşmasın, çünkü bu da dilsiz bırakır)141[141]
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden  olan  Muhammed  b.  Abdurrahman  el-Kuşeyrî,  yalancı  olup  hadisi tekedilmiştir.

59. Kadınlar ile olan temasta fazla konuşmayın, çünkü dilsizlik ve kekeleme ondan meydana gelir.142[142]
Hadis çok zayıftır.
Rivâyetin  dört  tane  illeti  vardır,  dolayısıyla  rivâyet  çok   zayıf  olduğundan  delil teşkil etmez.
 
60. (Kim cuma günü ikâmet diyârından sefere çıkarsa, melekler yolculuğunda refakatçısı olmaması için aleyhine duâ da bulunurlar) 143[143]
Hadis zayıftır.
Rivâyet  İbn  Lehi’a  sebebiyle  zayıftır.  Rivâyet  bir  başka  yoldan  da  gelmiştir, ancak uydurmadır. İlâve olarak (... haceti giderilmemesi için ...) fazlalığı vardır. Ayrıca el-Gazâlî rivâyeti  (el-İhya)’da zikreder! Sahih sünnette cuma günü yolculuğa çıkmayı yasaklayan hiç bir delil yoktur. Esved b. Kays’ın babasından  rivâyet ettiği bir eserde : (Umer  (r.a.)  yolculuğa  istekli  bir  adam  görür.  Onun  şöyle  söylediğini duyar : “Bugün cuma günü olmasaydı çıkardım” deyince Umer (r.a.) şöyle der: “Çık, çünkü gerçekten cuma yolculuğa mani değildir”.)144[144] Bu sened sahihtir, ravilerinin hepsi güvenilirdir.
 
61. Hac evlilikten öncedir.145[145]
Hadis uydurmadır.
Senetteki iki râvi hadis uydururlar. Buna rağmen es-Suyûtî  rivâyeti el-Câmi de zikreder.
Rivâyetin diğer bir lafzı şöyledir:
 
62. Kim hacca gitmeden önce evlenirse, günah ile başlamıştır.146[146]
Hadis uydurmadır.
 
63. Akîk’ten yüzük takın, çünkü gerçekten akîk bereketlidir.147[147]
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Yakûb b. İbrahîm ez-Zührî, yalancı ve hadis uyduran birisidir. Hafız  es-Sahâvî,  akîk  taşı  ile  ilgili  gelen  rivayetlerin  hepsinin  bâtıl olduğunu söyler. Gerçi  konu  ile    ilgili  rivayetler  değişik  lafızlar  ve  senedlerle  gelmesine  rağmen hadisi   kuvvetlendirmemektedir.   Zayıflığın   sebebi,   zabtın   ve   hıfzın   zayıflığından kaynaklanmış ise, yolların çokluğu hadisi kuvvetlendirir. Ancak durum burada   böyle değildir. Bilâkis konu ile ilgili rivayetlerin geneli yalan ile itham edilmiş ravilerden hâli değildir. Ayrıca lafızlar arasında şiddetli bir çelişki görülmektedir, yukarıda:
( Çünkü gerçekten akîk bereketlidir ) olarak gelir. Diğer bir rivâyette :
 
64. ...çünkü gerçekten akîk fakirliği yok eder.148[148]
Hadis uydurmadır.
Diğerinde :

65. ...çünkü gerçekten akîk işi başarılı kılar, sağ el de ziynete  daha hak sahibidir 149[149]
Hadis uydurmadır. Başka bir rivayette :

66. Akîk’ten yüzükler takın, çünkü gerçekten üzerinde olduğu müddetçe birinize üzüntü isabet etmez.150[150]
Hadis uydurmadır. Bir diğerinde :

67. Kim akîk’ten yüzük takarsa, hayır görmeye devam eder.         151[151]
Sonuç  olarak  ;  akik  taşından  yüzük  edinme        hakkında   gelen  hadislerin  hepsi bâtıldır.
 
68. Amellerin efendisi açlıktır, nefsin zilleti de yün elbisedir.
Bu sözün aslı yoktur. el-Irâkî152[152]   ve es-Subkî153[153]  aslını bulamadıklarını söylerler.
 
69. ( Fikir ibâdetin yarısıdır, az yemekte ibâdetin kendisidir.
Bu söz batıldır. el-Irâkî154[154]  aslının olmadığını ifade eder.
 
70. Oruç tutun sıhhat bulun.155[155]
Hadis zayıftır.
Ravilerinden olan Züheyr b. Muhammed  Şamlılar’dan  olan  rivayetinde  zayıftır. Dolayısıyla hafız el-Irakî156[156]     senedin zayıf olduğunu belirtir.
 
71. Seni israf etmekten sakındırırım ; gerçekten günde iki kere yemek israftandır.157[157]
Hadis uydurmadır.
el-Gazâlî  İhyâ  da,  bu  sözü  Peygamber  (s.a.s.)’in  Aişe     (r.a.)’ya  söylediğini zikreder.  el-Irakî  İhyâ  üzerine  yaptığı  çalışmada,  rivâyetin  zayıf olduğunu  söyler. Ancak rivâyet zayıflıkta kalmaz, çünkü râvilerinden olan Muhammed b.   el-Hüseyn es- Sûfî Tasavvufçular için hadis uyduran birisidir.
 
72. Peygamber (s.a.s.) bir ihtiyacı unutma endişesi duyduğunda, hatırlaması için eline ip koyardı.158[158]
Hadis batıldır.
Râvilerinden  olan  Sâlim  b.  Abdul-A’lâ  hadisi  terkedilmiş  olup,  kendisi  güvenilir râviler üzerine hadis uyduran birisidir. Bu rivayetle çakışan diğer bir rivâyette:
 
73. Kim ihtiyacını hatırlatması için yüzüğünü veya sarığını döndürür, yahut parmağına ip bağlarsa; Allah Azze ve Celle’ye   şirk koşmuştur. Çünkü ihtiyaçları hatırlatan Allâh’dır.)159[159]
Hadis uydurmadır.
Râvilerinden  olan  Bişr  b.  el-Hüseyn,  diğer  bir  râvi  olan  ez-Zübeyr’den  bâtıl rivâyetler  nakleder.  Bu  kişi  aynı  râviden   yüz  elli  hadise  yakın uydurma  bir  nüsha rivâyet etmiştir.160[160]
 
74. Komşunun hakkı kırk eve kadardır. Böyle, şöyle ve böyle ; sağdan ve soldan, önden ve arkadan.161[161]
Hadis çok zayıftır.
Komşuluğu  kırk  evle  sınırlandıran  hadisler  sahih  olmayıp  zayıftır.  Görünen, bunun örf ile sınırlandırılmasıdır, Allah en doğrusunu bilir.
 
75. Katil maktulun üzerinde hiç bir günah bırakmamıştır.
Bunun aslı yoktur.
Hadis    kitablarında     bu     rivâyetin     sahih,    hasen     veya     zayıf     bir    senedi bilinmemektedir. Kıyâmet  günü  maktûl  olan,  kâtilden  istekte  bulunur  ve  kâtilin  hasenatları  bu  zülme yeterli gelmez, böylece maktûlun kötülükleri kâtile tahvîl edilir. Sahih Müslim’de gelen hadiste buna işâret edilir:
(Ümmetimden iflâs eden odur ki, namaz, zekât ve oruçla gelir. Ancak bunu kötülemiş,  onu  lekelemiş,  bunun  malını  yemiş,  onun  kanını  dökmüş,  buna vurmuş olarak  gelir.Buna  hasenatlarından  verilir,  diğerine  hasenatlarından verilir. Aleyhine olanlar bitmeden önce, hasenatları bittiğinde, onların günahlarından alınır ve onun üzerine atılır sonra da ateşe atılır.)

76. Allâh Resûlu (s.a.s.) sakalının boyundan ve eninden alırdı.162[162]
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Umer b. Hârûn el-Belhî hakkında el-Buhârî şöyle der : « Bu hadisten başka, aslı olmayan veya tek kaldığı hiç bir hadisini bilmiyorum.»
Ukaylî de şöyle der: « Bu hadis ancak onunla bilinir, ve Peygamber (s.a.s.)’den iyi senedlerle şöyle dediği sabittir : (Sakalınızı uzatın, bıyıklarınızı kısaltın)163[163]» Yine bu râvi hakkında İbn Maîn    « pis bir        yalancıdır » der. Sâlih Cezer’e de «yalancı »  olduğunu söyler.
 
77. Yer yüzü suyun üzerindedir, su kayanın üzerindedir, kaya da balinanın sırtı üzerinde olup iki tarafı arş ile buluşur. Balina da ayakları havada olan meleğin sırtının üst kısmındadır.164[164]
Hadis uydurmadır. Rivâyet isrâiliyâttandır. Râvilerinden olan    Saîd b. Sinan ithâm edilmiştir.
 
78. Âdem su ve çamur arasındayken Nebiydim.
Hadis uydurmadır.
 
79. Nebî olduğumda ne Âdem ne su ne de çamur vardı.
Hadis uydurmadır.
es-Suyûtî165[165]    bunun   ve   bir   önceki   rivâyetin   de   uydurma   olduğunu   İbn Teymiyye’den nakleder ve ona katılır. İbn Teymiyye, 166[166]  el-Bekrî’ye olan reddiyesinde şöyle der:  «  Naklen  ve  aklen  aslı  yoktur,  hiç  bir  muhaddis  bu  rivâyeti  zikretmemiştir. Manası   da  bâtıldır. Çünkü  Âdem  (a.s.)  su  ile  çamur  arasında  hiç  bir  zaman olmamıştır.  Çamur,  su  ve  topraktan  oluşur. Âdem ise,  (o  anda)  ruh  ve  cesed arasındaydı. Bu   dalâlet   ehlî,   Nebî   (s.a.s.)’in   o   zaman   var   olduğunu   ve   zatının   diğer zevatlardan  önce  yaratıldığını  zannederek  uydurma  hadisleri  delil  olarak  getirirler. Örneğin, Peygamber (s.a.s.)’in arşın etrafında bir nur olduğu rivâyetinde olduğu gibi,  o şöyle der: « Ey Cibrîl! Ben işte o nur idim.»! Bazıları   da,   Nebî   (s.a.s.)’in,   Cebrâîl   ona   Kur’an’ı   getirmeden   önce   onu ezberlediğini iddia ederler. »
İbn Teymiyye, « Âdem ise, ruh ve cesed   arasındaydı » sözüyle hadisin sahih olan şeklinin bu lafızla olduğuna işaret eder. Hadisin lafzı şöyledir: (Âdem ruh ile cesed arasındayken ben Nebîydim.)  Bu hadisin isnâdı sahihtir167[167].
 
80. Kuyruk ol, sakın baş olma.
Bu sözün aslı yoktur.
Es-Sehâvî168[168]   bu  sözün  İbrâhim  b.  Edhem’e  ait  olduğunu  ve  bu  sözü  bazı arkadaşlarına tavsiye ettiğini ifâde eder.
 
81. Her kim müslümanların işiyle ilgilenmez ise, onlardan değildir....169[169]
Bu hadis zayıftır.
Râvilerinden olan Abdullâh b. Ebî Cafer ve babası zayıftırlar. Hadis  değişik  lafızlarla  da  gelmiştir,  ancak  senedleri      ya  uydurma  ya  da  çok zayıftır.
 
82. Dâvud Aleyhisselâm’ın günahı bakmaktı.170[170]
Bu hadis uydurmadır.
İbn Salâh Müşkil el-Vasît’te bu hadisîn aslının olmadığını belirtir. Bu hükme ez-Zerkeşi, es-Suyutî ve İbn Arrak’ta katılır.
Dâvud  (a.s.)’ın     bir  askerin  ailesine  bakarak  fitneye  düşmesi  rivâyeti  meşhur olup, Peygamberlerin kıssaları ile ilgili kitablar ve bazı tefsir kitablarına girmiştir. Aklı başında olan bir  müslüman bu kıssanın bâtıl olduğunda şüpheye düşmez. Çünkü bu kıssada o kadınla evlenmek için kocasını öldürme girişimi gibi Peygamberlerin (aleyhimus-selâm) makamlarına yakışmayan işlerin bir Peygambere atfedilmesi vardır. Daha uzunca gelen başka bir rivâyette; (Nebî olan Dâvud Aleyhisselâm kadına bakıp ona meyledince ...)171[171] Peygamber  (s.a.s.)’e  ref  edilen  bu  bâtıl  rivâyeti,  el-Kurtubî172[172]    tefsirinde zikrederek  bâtıl  olduğunu  söyler.  Aynı  şekilde  İbn  Kesîr’de173[173]   senedinin  sahih olmadığını beyan eder. Bu    rivâyet,    peygamberlerin    masum    olduklarına     inanmayan    Ehlî    Kitab’ın naklettiği İsrailiyattan olduğu anlaşılmaktadır. Tenbîh: İbn Ebî Hâtim’in tefsirine bu gibi bâtıl rivâyetleri alması, onun kitabının başında zikrettiği;  « kendisinin seneden ve metnen en sahih haberleri  tahriç etmeye dikkat ettiğine » dair sözü, genel manada değildir.
 
83. Nasılsanız öyle idare edilirsiniz. 174[174]
Bu hadis zayıftır.
el-Hâfız  b.  Hacer  şöyle  der:  «  Rivâyetin  isnadında  el-Mubârek  b.  Fadâle  adlı râviye kadar ki diğer râviler bilinmemektedir. »175[175]
Ayrıca   hadisin   manası   da   mutlak   olarak   doğru   değildir.   Târîh’in   bizlere aktardığına göre; sâlih olmayan bir idareci ardından sâlih bir idâreci başa geçmiştir, halk ise aynı halktır değişmemiştir.
 
84. Kimin çocuğu olurda, sağ kulağına ezan okur, sol kulağına da kamet getirirse; sıbyanların anasının (şeytanın) ona zararı olmaz.176[176]
Bu hadis uydurmadır.
Râvilerinden  olan,  Yahyâ  b.  el-Alâ  er-Râzî  ve  Mervân  b.  Süleyman,  hadis uydurmuşlardır.
Bu hadisin uydurma olduğu, zikirler ve virdler hakkında kitab  yazan bir kısım ilim ehlinin  gözünden  kaçmıştır.  İmam               en-Nevevî  (r.h.)  rivâyetin  zayıflığına  işaret  dahi etmeden kitabında bu hadisi zikreder. Kitabı şerheden İbn Allân177[177]  hadis hakkında susarak  senedi  hakkında  hiç  bir  şey  söylemez!  en-Nevevî’den  sonra  gelen  İbn Teymiyye hadisi el-Kelimu’t-Tayyib’te, öğrencisi olan İbn Kayyım da ona tabî olarak  el-Vâbil  es-Sayyib’te  hadisi  zikrederler.  Ancak  her ikisi de rivâyeti yâni zikrolunduğuna  göre  kelimesi  ile  başlattıklarından,  bu  sözle  hadisin  zayıf  olduğuna işaret  etmişlerdir. Gerçi bu, o ikisinden hadisin zayıflığına  sukût  etme  mesuliyyetini kaldırsa bile, hadisi kitablarında zikretme mesuliyyetini kaldırmaz. Çünkü onların bu sözlerinde  hadisin  uydurma  olduğuna  değil,  yalnız  zayıf  olduğuna  işaret  vardır. Yoksa  öyle  olmasaydı  hadisi  kitablarına almazlardı.  Bunu,  her  ikisinin  kitablarına muttali olan herkes anlar. Bu konudaki yanlış anlaşılma gayet açıktır.  Çünkü onlardan sonra gelen birisi, o ikisinin bu hükmüne   aldanarak; « her ikiside büyük imamlardır, bunda bir beis yoktur, zayıf hadis ile fadâilu’l-a’mâl’da amel edilir » diyebilir. Veya bu hadis, zannınca zayıf olduğundan  başka  bir  zayıf  hadis  için  bunu  şahid  olarak  sayıp  hadisi  böylece kuvvetlendirir.  Bu  esnada  her  iki  rivâyetin  zayıflığının  şiddetli  olmaması  şartını  da unutarak bunu yapabilir.
Bu zikrettiğimiz yanlışa düşen kişiyi örnek verebiliriz;              et-Tirmizî zayıf bir senedle Ebî Râfi’den, onun şöyle dediğini rivâyet eder:
 ( Resûlullâh (s.a.s.)’i gördüm Fâtıma,  el-Hasen  b. Ali’yi   doğurunca, kulağına ezan okudu.) et-Tirmizî şöyle der: « Hadis sahihtir, amel bu hadis üzeredir! » Sünen-i şerheden el-Mubârekfurî hadisin senedinin zayıf olduğunu açıkladıktan      sonra şöyle der: « Hadis zayıf olmasına rağmen nasıl olurda amel  bu hadis üzeredir? Derim  ki  :  Evet,  bu  hadis  zayıftır,  ancak  el-Hasen  b.  Ali  hadisini,  Ebû  Ya’lâ  ve  İbn Sünni’nin rivâyet ettikleri diğer bir hadis destekleyip kuvvetlendirmektedir. »! Düşün,  nasıl  da  zayıf  bir  hadisi  uydurma  bir  hadis  ile  kuvvetlendiriyor.  Tabi  ki bunun sebebi,   hadisin uydurma olduğunu bilmeyişinden ve zikrettiğimiz ilim ehlinin bu hükmüne aldanışından dolayıdır. Konuyla ilgili başka bir hadis isePeygamber (s.a.s.) el-Hasen b. Ali doğduğu gün kulağına ezan okur, sol kulağına da kâmet getirir.)178[178] Bu hadisin, et-Tirmizî de gelen zayıf hadis için şahid olması imkansızdır. Çünkü bu rivâyetin senedinde, biri yalancı ve biri de metrûk (terkedilmiş) olmak üzere iki râvi vardır.
Ancak tuhaf olan el-Beyhakî ve İbn Kayyım gibi iki büyük alimin hadis hakkında zayıf hükmüyle yetinmeleridir!
 
85. Ümmetimin bozulduğu bir zamanda, sünnetime kim yapışırsa,  ona yüz şehid ecri vardır.179[179]
Hadis çok zayıftır.
Râvilerinden olan el-Hasen b. Kuteybe hakkında ez-Zehebî « helâk olmuştur » der. ed-Dârekutnî de « hadisi terk edilmiştir » der. Bu râvinin şeyhi olan Abdu’l-Hâlık b. el-Münzir bilinmemektedir. Hadis başka bir lafızlada rivâyet olunmuştur.
 
86. Ümmetimin bozulduğu bir zamanda, sünnetime yapışanın, bir şehid ecri vardır.180[180]
Hadis zayıftır.
Bu hadislere ihtiyaç bırakmayıp sahih olarak gelen rivâyetin lafzı şöyledir: ( Sizden sonra sabredilecek günler vardır, o günlerde sizin üzerinde olduğunuz şeye  tutunana,  sizin  ellinizin  ecri  (verilir).  Sahâbeler:  «Ey  Allâh’ın  Nebîsi, onlardan (ellisininmi)?» derler. O da: «Hayır sizden (ellisinin)» der.) 181[181]

87. (Peygamber (s.a.s.) aydınlıkta gördüğü gibi karanlıkta da görürdü)182[182]
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden  olan  Abdullâh  b.  el-Mugire  hakkında  el-Ukaylî;    «  aslı  olmayan rivayetlerde  bulunur  »  der.  ez-Zehebî  bu  rivâyetle  birlikte  onun diğer  hadislerini  de getirerek; « bunlar uydurmadır » der. Buna rağmen es-Suyûtî hadisi el-Câmi’s-Sagîr    de zikreder. Bir  de  İbn  el-Mugire’nin  Şeyhi olan  el-Muallâ  b.  Hilâl  hakkında  muhaddislerin yalancı olduğuna dair ittifakları vardır. Bunu el-Hâfız, et-Takrib de böyle ifade eder.
 
88. Allâh Resûlu (s.a.s.) ölmeden önce okudu ve yazdı.183[183]
Hadis uydurmadır. es-Suyûtî, rivâyeti Zeylu’l-Mevdûat adlı kitabına almıştır.
 
89. Kişi diğeri için kalkar; ancak Benî Hâşim bundan hariçtir. Çünkü onlar hiç kimse için kalkmazlar.184[184]
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Cafer b. ez-Zübeyr hakkında Şu’be şöyle der:    « Allâh Resûlu (s.a.s.)’in üzerine dörtyüz hadis uydurmuştur. » Bu   hadisin   uydurulmuş  olduğuna   bir   başka   delil   de   hadisin;   sahabenin Peygamber   (s.a.s.)’le   olan   adetine   ters   düşmesidir.   O   (s.a.s.)   Benî   Hâşim’in seyyididir. Buna  rağmen  onun  bundan  hoşlanmadığını  bildiklerinden,  sahabe  onun için ayağa kakmazdı. En hayırlı yol Muhammed (s.a.s.)’in yoludur. Bu rivâyet aynı zamanda aşağıdaki zayıf  hadise de muhaliftir:
 
90. Birbirinizi tazim eder şekilde acemlerin birbirlerine kalktığı gibi sizde kalkmayın.185[185]
Bu hadis zayıftır.
Hadisin isnadında iddirab, zaaf ve cehâlet olmak üzere üç illeti vardır.
Ama  hadis  mâna  yönüyle  sahihtir.  Bu  konuda  gelen  daha      açık  ve  sahih  bir hadiste, Enes b. Mâlik (r.a.) şöyle der: (Onlar  için  dünyada  Allâh  Resûlu  (s.a.s.)’den  başka,  görülmesi  daha sevimli  bir  kişi  yoktu.  Buna  rağmen  hoşlanmadığını  bildiklerinden  onun  için ayağı kalkmazlardı. )186[186]
Eğer Nebî (s.a.s.) kendisi için kalkmayı hoş görmüyor ise, öyleyse bu kalkma işi
şeytanın  kışkırtmalarından  kaynaklanan  bir  masiyettir.  Dolayısıyla  kendisi  hakkında fitneye  düşmesinden  korkulan  bir  kişi  için,  bunu  kerih  görmesi  daha  evlâdır.  Buna rağmen bir çok Meşayih ve diğer insanlar bu kalkmayı uygun görmüşlerdir. Sanki bu, dinde meşrû imiş gibi konu hakkında kitab ta yazmışlardır. Hayır, onların dediği gibi değildir. Hatta bazısı bu kalkmayı
قوموا  ( Efendinize kalkın ) hadisi  ile  istidlâl  ederek  mustehâb  görür.  Onlar  mekrûh  olan;  ihtiram  ve  saygıdan  dolayı kalkma ile, ihtiyaçtan dolayı kalkma; meselâ: karşılanması, bineğinden inmesi için  yardım  edilmesi  gibi,  ikisi  arasındaki  farkı  gözden  kaçırmışlardır.  Bu  hadisten murad  olan  da   budur.  Buna  Ahmed’in  rivâyeti  delâlet  eder: (  Efendinize  kalkın ve onu (bineğinden) indirin ) Bu hadisin senedi hasendir. el-Hâfız el-Feth adlı eserinde hadisin senedinin kuvvetli olduğunu söyler. Bu konuda eş-Şeyh el-Kâdi  İzzu’d-Din  Abdurrahim  b.  Muhammed  el-Kâhiri  el- Hanefî’nin Tezkiretu’l-Enâm fi’n-Nehy Ani’l-Kıyâm adlı risalesi de vardır.

91. O kertenkele oğlu kertenkele, lanetli oğlu lanetlidir. Yâni, Mervân b. el-Hakem.187[187]
Bu hadis uydurmadır.
el-Hâkim hadisin isnadının sahih olduğunu söyler! Bunu, ez-Zehebî reddederek şöyle  der:  «  Hayır  Allâh’a  yemin  olsun  ki,  (râvilerinden  olan)  Minâ’yı,  Ebû  Hâtim tekzib etmiştir ».
 
92. Kim zamanının imamını bilmeden ölürse, câhiliyye ölümüyle ölür.
Hadisin bu lafızla aslı yoktur.
Şeyhu’l-İslâm  İbn  Teymiyye  şöyle  der:  «  Allâh’a  yemin  olsun  ki,  Allâh  Resûlu (s.a.s.) bunu böyle söylememiştir. Bilinen, Müslim’in rivâyet ettiği hadistir: İbn Umer Allâh Resûlu (s.a.s.)’in  şöyle söylediğini bildirir:
( Her kim taat’tan elini çekerse, kıyâmet günü Allâh ile delilsiz karşılaşır. Kim de boynunda biat olmadan ölürse câhiliyye   ölümüyle ölür.) » Bu konuda Şeyh el-Elbânî şöyle der: « Bu hadisi bazı şii kitablarında gördüğüm gibi  Kadiyâniler’in  kitablarında   da  gördüm.  Bu  hadisi  deccalları  olan  Mirza  Gulam Ahmed’e  iman etmenin gereğine dair delil getirirler. Bu hadis sahih olsa   bile, bunda onların  bu  zanlarına  en  ufak  bir  işâret  dahi  yoktur.   Bu  hadisin delalet  ettiği  mana; müslümanların imam ittihaz ettikleri kimseye biat etmelerinin gereğidir. Müslim de ki hadiste beyan edildiği gibi, hak olan da budur. » Yukarıdaki   hadisi, şia alimlerinden olan el-Kuleynî el-Usûl mine’l- Kâfî188[188]  adlı kitabına almıştır. Ancak râvileri hakkında kitablarında bir bilgi olmadığı gibi, bizlerin kitablarında da o râviler hakkında bir malumat yoktur. Buna  rağmen  el-Humeyni  Keşfu’l-Esrar  adlı  kitabında  şöyle  der:  « (yukarıdaki hadise işaret ederek) Şia ve Ehli Sünnet indinde bilinen bir hadis vardır ... »!
 
93. Ey Ali ! Sen dünya ve Ahirette benim kardeşimsin.189[189]
Nebî (s.a.s.) Medineye geldiğinde Sahabelerini birbirleriyle  kardeş kılar, Ali (r.a.) gözlerinden yaş akarak gelir; « Ey Allâh’ın Resûlu Ashabını birbirine kardeş yaptın, ama beni başkasıyla kardeş yapmadın » deyince, Resûl (s.a.s.) yukarıdaki sözü söyler.
Hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Cemi b. Umeyr hakkında İbn Hibbân « Rafizidir hadis uydurur» der. İbn Numeyr ise, onun insanların en yalancısı olduğunu söyler. Dolayısıyla Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye şöyle  der: « Nebî (s.a.s.)’in Ali ile olan kardeşlik hadisi yalan rivâyetlerdendir. » Buna ez- Zehebî Muhtasar Minhâc                es-Sunne190[190]  adlı eserinde katılır.
 
94. Allâh Teâla gece yolculuğuna çıkartıldığımda Ali hakkında   bana üç şey vahyetti; Onun müminlerin efendisi olduğu, takva sahiblerinin imamı olduğu ve abdesten dolayı beyaz alâmet taşıyanların da komutanı olduğunu.191[191]
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Mucaşi b. Amr ve İsâ b. Sevâde en-Nahaî, her ikisi de yalancıdır.
Şeyhu’l-İslâm şöyle der: « Bu hadis, hadis (ilmi) hakkında çok az bilgisi olan bir kişiye göre bile uydurmadır. Masum olan Resûl’a bunun nisbeti helal değildir. Bizler, Müslümanların efendisi, takva sahiblerinin imamı  ve abdestten dolayı  beyaz alâmet taşıyanların komutanı olarak ancak Peygamberimiz (s.a.s.)’i bilmekteyiz. Lafız mutlak olarak gelmiştir, hadiste « benden sonra » dememiştir.» ez-Zehebî Muhtasaru’l-Minhac192[192]  eserinde bu söze katılır.
 
95. Mushafa bakmak ibâdettir, çocuğun ana ve babasına bakması ibâdettir ve Ali b. Ebî Talib’e bakmak ta ibâdettir.193[193]
Bu hadis  uydurmadır.
Râvilerinden olan Muhammed b. Zekeriyya el-Gulâbî hadis uydurmakla bilinmektedir.
 
96. Ali iyilerin imamı, günahkarlara karşı savaşcı, ona yardım  edene yardım olunur, onu terkeden de mağlub olur.194[194]
Bu hadis  uydurmadır.
Hakim  hadisin  isnadının  sahih  olduğunu  söyler!  ez-Zehebî’de    şu  sözüyle  onu eleştirir:  «  Hayır  Allâh’a  yemin  olsun  ki  uydurmadır.  Ahmed  b. Abdullâh  el-Harrânî yalancıdır, bu    kadar geniş ilmine rağmen ne kadar da cahilsin.» İbn  Adiy  de  Ahmed‘in  hadis  uydurduğunu  söyler.  el-Hatib  de, bu  râvinin    en münker rivâyeti budur der.
 
97. Kim benim mescidimde hiç kaçırmadan kırk namaz kılarsa, ona ateşten beraat ve azabtan kurtuluş yazılır. Nifaktan da uzak olur.195[195]
Bu hadis münkerdir.
Râvilerinden olan Nubeyt b. Umer ancak bu hadiste bilinir. İbn Hibbân kendine  has  olan  mechulleri  tevsîk kaidesine göre bu  râviyi es-Sikât196[196]  adlı  kitabında  zikreder.  Bu da  zaten el-Heysemî’nin  el-Mecma’uz- Zevâid197[197]  da  dayanağıdır. Hadisin akabinde şöyle demiştir:  « Ahmed ve et- Taberânî  el-Evsat  ta  rivâyet  etmiştir  râvileri  (sikât)  güvenilirdir.»!  Benzer  hataya  el- Münzirî de et-Tergîb’te  düşmüştür.
Bu hadisi zayıf kılan bir başka etkende; birbirini takviye eden iki değişik yol ve lafızla gelmesidir. Bu sahih hadisin lafzı şöyledir: ( Kim cemaatla ilk tekbire yetişerek Allâh için kırk gün namaz kılarsa, onun için iki kurtuluş yazılır; ateşten kurtuluş ve nifak’tan         kurtuluş )198[198] Hadis bu lafızla yukarıdaki hadisle aynı değildir. Bu daha kuvvetlidir. Dolayısıyla yukarıdaki hadisin zayıflığı ve münkerliği kesinleşmiş olur.
 
98. Ümmetimin hayırlıları âlimleridir, âlimlerin hayırlıları   rahmetli olanlardır. Gerçekten Allâh cahilin bir günahını affetmeden önce âlimin kırk günahını affeder. Rahmetli olan âlim kıyâmet günü gelir, kutub yıldızının aydınlattığı gibi onun nuru aydınlatmış olarak doğu ile batı arasında gidip gelir.199[199]
Bu rivâyet batıldır.
Râvilerinden  olan  Muhammed  b.  İshâk  es-Sülemî  hakkında  ez-Zehebî  şöyle der: « Bu kişide cehâlet vardır ve bâtıl bir haberle gelmiştir.»
Ez-Zehebî,  el-Askalânî  ve  es-Suyûtî  gibi  üç  hafız  bu  hadisin  batıllığı  üzerine ittifak  etmişlerdir.  Buna  rağmen  es-Suyutî  kendisi  ile  çelişerek rivâyeti  el-Camiu’s- Sagir’adlı eserine almıştır!
 
99.  Kur’an taşıyıçısı (hafızı) İslâm bayrağının taşıyıcısıdır, kim ona ikramda bulunursa, Allâh’a ikrâm etmiştir. Kim de onu aşağılarsa Allâh ona lanet etsin.200[200]
Bu hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Muhammed b. Yunus el-Kudeymî hakkında es-Suyûtî201[201]« itham olunmuştur  »  der.  Buna  rağmen  rivâyeti  el-Camiu’s-Sagir’e alır!  el-Münâvî eserin şerhinde es-Suyûtî’yi tenkid ederek « el-Kudeymî hadis uydurur » der.
 
100. Dünyanın etrafını fethetmek sizlere nasib  kılınacak ve  Kazvin denilen belde siz’e fethedilecektir. Kim o beldede kırk     gün veya kırk gece ribât eder (yâni düşmana karşı  bekler ) ise o kimse için cennet’te üstünde yeşil bir zeberced taşı bulunan altından yapılmış bir sütün üzerine kurulu ve kırmızı yakut taşlarından yapılan bir kubbe vardır. O kubbenin altından  yapılmış yetmiş bin kapı kanadı bulunur. Her kapı kanadının başında Hurul-İyn denilen bir zevce vardır.202[202]
Bu hadis uydurmadır.
Rivâyeti    el-Mevdûât    adlı    kitabın    da    zikreden        İbnu’l-Cevzî     şöyle    der:    « Uydurmadır; (râvilerinden       olan) Davûd b. Muhber hadis uydurur, ithâm olunan odur.       (Diğer bir râvi olan) er-Rabî de zayıftır. Yezîd ise, terkedilmiştir.»203[203] ez-Zehebî  bu  konuda  şöyle  der:  «  İbn  Mâce Sünen’ine  bu  uydurma  hadisi koyarak itibârını zedelemiştir. »
 
101. Kul, ailesine sefere çıkacağı esnada yanlarında kılacağı iki rek’attan daha hayırlı bir şey bırakmamıştır.204[204]
Hadis zayıftır.
Râvilerinden olan el-Mut’im el-Mikdâm,  İbn Hacer’in de ifade ettiği gibi, kendisinin herhangi    bir sahabeden hadis işittiği sabit olmamış ve mürsel rivâyetlerde bulunmuştur,  Mucahid  ve  el-Hasen  el-Basrî  gibi  rivâyetlerinin  geneli  tabiindendir. Senedi ya mu’dal205[205]  ya da mürseldir206[206]. en-Nevevî, hadisi delil olarak getirerek    sefere çıkacak olanın iki rek’at kılmasını mustahab  görür.  Ancak  bu  düşünülmesi  gereken  bir  meseledir.  Çünkü  bir  amelin müstehab  kılınması  şer’i  hüküm  olup,  zayıf  hadis  ile  istidlâli caiz değildir.  Zayıf hadis, mercûh olan zan ifâde eder. Hiç bir şer’i hüküm onunla sabit olmaz. Böyle bir namaz  şekli  Nebî  (s.a.s.)’den  gelmediği  gibi,  asıl  ondan  gelen;  sefer  dönüşünde kılınan namazdır ki, sünnet olan da  budur. en-Nevevî  (r.a)  daha  da  garib  davranarak  şöyle der:
لإيلاف قريش  suresini okuması müstahabtır, İmam Ebu’l-Hasen el-Kazvînî bunun her türlü kötülükten emân olduğunu söylemiştir. »!  Bu yanlız iddia olup, delilsiz olarak dinde hüküm koymaktır. Her türlü kötülükten emin  olduğu  bilgisi  ona  nasıl  ulaşmıştır?!  İşte  Kur’an  ve  Sünnette  varid  olmayan böyle  görüşler Allâh’ın   dinini  koruma  sözü  olmasa,  dinin  tebdil  ve  tagyirine  sebeb olmaktadır. Allâh,  Huzeyfe  b.  Yemâni’den  razı  olsun  ,  o     şöyle  der  :  « Allâh  Resûlu (s.a.s.)’in ashabının ibâdet etmediği ibâdetle sizde ibâdet etmeyin.» İbn  Mes’ud  (r.a.)’da  şöyle  der:  «  Tâbi  olunuz,  bid’at  ihdâs  etmeyiniz.  Tüm ihtiyaçlarınız karşılandı. Üzerinize düşen eski hâle yapışmanızdır. »

102. Helâl ile harâm birleştiğinde; harâm gâlib gelir.
Bu hadisin aslı yoktur.
Bunu bu şekilde ifade eden el-Irâkî’ye207[207]                         el-Munâvî’de208[208]  katılır. Bu  hadis,  kişinin  zinadan            olan  kızıyla  nikahının  haramlılığı  hususunda  delil olarak  getirilmiştir.  Bu  Hanefilerin  görüşüdür.  Tahkik  yönüyle     râcih olan  bu  görüş olmasına rağmen, böyle batıl bir hadisle istidlâl câiz değildir. Dolayısıyla bu görüşe muhalif olanlar da başka bir hadisle karşılık vermişlerdir, o da:
 
103. Harâm (olan şey), (başka bir şeyi) haram kılmaz, asıl        harâm kılan helâl evlenme ile olandır209[209]
Bu hadis batıldır. Rivâyetin baş kısmı şöyledir: (Resûl  (s.a.s.)’e  haramda  bir  kadının  peşinde  giden  (zinâ  eden  )  adam,     kadının kızıyla evlenebilir mi veya haramda kızın peşinden giden ( zinâ eden ), annesiyle evlenebilir mi? Diye sorulunca, yukarıdaki sözü söyler... ) Râvilerinden  olan  Osman  b. Abdurrahman  yalancıdır.  İbn  Hibbân  onun  sikât (güvenilir) râvilerden uydurma rivâyetlerde bulunduğunu söyler. İbn Maîn de yalancı olduğunu ifade eder. Ondan rivâyette bulunan  el-Mugîre b.          İsmâil de mechûldur. Bu hadisi de Şafiler ve diğerleri, kişinin zinadan olan kızıyla evlenmesinin caiz olduğuna dair delil      getirirler. Rivâyet sahih   olmadığına göre bu, delil değildir.           Selef bu  meselede  ihtilafta  olup,  her  iki  tarafında  elinde  konuyla  ilgili  bir  nas yoktur. Araştırma  ve  inceleme  bunun  haramlılığını  karar kılmaktadır.  Bu  da  Ahmed  ve diğerlerinin mezhebi olup, Şeyhu’l-İslâm’ın tercihidir210[210].
 
104. Cuma günü camilerin kapısında, Allâh’ın muvekkel melekleri vardır. Bunlar beyaz sarıklılar için istiğfarda bulunurlar.
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Yahyâ b. Şebîb el-Yemânî bâtıl hadisler rivâyet eder. Bunu bu şekilde ifade eden İbnu’l-Cevzî’ye211[211]  es-Suyûtî212[212]  ve  İbn Arrâk213[213]  ta katılır. Sarığın     fazileti hakkında Nebî (s.a.s.)’in giymesinden başka hiç bir sahih hadis gelmemiştir.
 
105. Hendek günü Ali b. Ebî Talib’in Amr b. Abd Ved ile olan mubârezesi, kıyamet gününe kadar ümmetimin amellerinden daha faziletlidir.214[214]
Bu hadis yalandır.
Hadis’i  tahriç  eden  el-Hâkim  rivâyetin  hükmü  hakkında  sukût  eder,  bunun üzerine ez-Zehebî Telhîsu’l-Müstedrek’te şöyle der: « Bunu iftira eden Rafiziyi Allâh rezil kılsın. » Bu rivâyetin illeti Ahmed b. İsâ el-Haşşab adlı râvidir. Çünkü yalancı birisidir. Ali  (r.a.)’nun  Amr  b.  Ved  ile  olan  mubarezesi  ve  onu  öldürmesi  olayı  siyer kitablarında meşhûrdur. Olayın sahih ve müsned bir tarîk’i yoktur, mürsel ve mu’dal rivâyetlerdir.
 
106. Nebî (s.a.s.) oruçlu olduğu halde, gündüzün sonunda misvak kullanırdı.215[215]
Bu hadis bâtıldır.
İbn  Hibbân  hadisin  illetinin  Ahmed  b.  Abdullah  Meysere  olduğunu  şöyle  ifâde eder: « Meysere ile ihticâc edilmez,         hadisin Nebi (s.a.s.)’e kadar ref edilmesi batıldır. Sahih olan, bunun İbn Umer’in fiili olduğudur. » ez-Zeylai bu görüşe Nasbu’r-Râye216[216]  adlı kitabında katılır. Nebî (s.a.s.)’in umum ifâde eden, oruçlu kişinin istediği vakitte, ister gündüzün evveli,  isterse  sonunda  misvak  kullanmasının  meşrû  olduğuna  dair  bu  konuda aşağıdaki sahih hadisi yeterlidir: (Ümmetime zorluk vermeyeceğini bilseydim ; her namazdan önce onlara misvağı emrederdim)          217[217]
 
107. Allâh’a en sevgili isim ler kendisiyle ibâdet olunan     (isimlerdir)218[218]
Bu hadis uydurmadır.
İbn Mes’ud kanalıyla gelen bu rivâyetin tamamı şöyledir: (Allâh  Resûlu  (s.a.s.)  kişinin  kölesini  veya  çocuğunu  Hâris,  Murre,  Velîd, Hakem, Eba’l-Hakem, Eflah, Necîh veya Yesâr olarak  isimlendirmesini yasaklamıştır.  Sonra  da  şöyle  demiştir:  «  Allâh’a  en  sevgili  isimler  kendisiyle ibâdet olunan (isimlerdir). İsimlerin en sadık olanı da Hemmâm dır ») İbn Maîn ve ed-Dârekutnî râvilerinden olan Muhammed b. Muhsan el-Ukkâşî’nin hadis uydurduğunu söylemişlerdir.
 
108. Allâh’a  en sevgili isimler (kendisiyle) ibâdet olunan ve hamdedilendir.
Bu hadisin aslı yoktur. es-Suyûtî219[219]  ve diğer ilim ehli bunu bu şekilde beyan etmişlerdir. el-Münzirî  bu  rivâyeti,  et-Tergîb220[220]   adlı  kitabında  Müslim,  Ebû  Dâvud,  et- Tirmizî ve İbn Mâce’ye nisbet ederek fâhiş bir hataya           düşmüştür. Konuyla ilgili gelen  sahih bir rivâyette Nebî (s.a.s.) şöyle buyurur:( Allâh’a en sevgili isimler; Abdullâh ve Abdurrahmân’dır )221[221] İbn  Hazm,  Abdu’l-Uzza  ve  Abdu’l-Kabe  gibi  Allâh’tan  başkasına  ibâdeti  içeren isimlerin haramlılığı konusunda ilim ehlinin ittifakını nakleder. İbn  Kayyım’da Tuhfetu’l- Mevdud’ta222[222]  buna  katılır.  Dolayısıyla  Abdu’ali ve  Abdu’l-Hüseyn  gibi  Şî’a  indinde kullanılan  böyle  isimlerle  adlandırmak  da  helâl  değildir.  Yine  Ehlî  Sünnet’ten  bazı câhillerin  yaptığı  gibi;  Abdu’n-Nebî  veya  Abdu’r-Resûl  olarak  adlandırmalarıda  helâl değildir.
 
109. Kim aşık olurda, gizler ve namuslu kalırsa öldüğünde şehid olarak ölmüştür.223[223]
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Suveyd b. Saîd el-Hadesânî ve Ebu Yahyâ her ikisi de zayıftır. İbn Mulakkan şöyle der: « İmamlar bu hadisin illetinin Suveyd olduğunu söylerler. İbn  Adiy,  el-Hâkim,  el-Beyhakî,  İbn  Tâhir  ve  başkaları  bu  hadisin  Suveyd  b.  Saîd’in münker rivayetlerinden olduğunu belirtirler. Yahya b. Maîn ise şöyle der: Eğer benim atım ve okum olsaydı onunla savaş ederdim.»224[224] Bu  hadis,  sened  yönüyle  zayıf  olup,  İbn  Kayyım  tarafından mana  yönüyle reddedilmiş ve uydurma  olduğuna hükmetmiştir. Zâdu’l-Meâd adlı kitabın da şöyle der: « Allah Resûlü üzerine uydurulan hadise aldanma        ( hadisi iki yoldan zikrederek devam eder ), çünkü bu hadis Resulullâh        (s.a.s.) ait olduğu sahih değildir. Onun sözü olması mümkün       değildir. Çünkü şehitlik Allâh katında yüksek bir derecedir, sıddîklerin derecesine  yakındır.  Şehitlik  için  amel  ve  şartlar  vardır.  Bunlar  onun  gerçekleşme şartıdır. Bu şartlar iki çeşittir: Genel ve özel. Özel olan , Allâh yolunda şehitliktir.
Genel  olan  ise,  Sahih’te  zikredilen  beş  tanesidir  ki,  aşk  bunlar  arasında  yoktur. (Allâh’a olan) sevgide şirk  (ortak koşma), kalbteki Allâh sevgisini boşaltmak, kalbi, ruhu ve      sevgiyi  başkasına  bağışlamak  demek  olan  aşk,  nasıl  şehitliğe  ulaştıran  bir  şey olabilir?  Bu  imkansızdır.  Çünkü  görüntü  aşkının  kalbi  bozması,  her  türlü  bozmanın üstündedir, hatta ruhu sarhoş  eden, Allâh’ı  anmaktan ve sevmekten, O’na yakararak lezzet  almaktan  ve  O’na  yakın  olmaktan  alıkoyan,  kalbin  başkasına  tapınmasını gerektiren  bir  ruh  şarabıdır.  Çünkü  aşığın  kalbi,  sevdiğine  kulluk  eder,  hatta  aşk kulluğun özüdür. Zira kulluk, boyun eğmenin en yücesi, sevgi, tevazu ve yüceltmedir. Kalbin Allâh’tan başkasına kulluğu, seçkin muvahhidlerin ve evliya’nın derecesine nasıl ulaştırabilir?! Bu hadisin isnadı  güneş  gibi olsaydı  bile, galat ve vehim olurdu. Çünkü Resulullâh (s.a.s.)’den rivâyet edilen hiç bir sahih hadiste aşk sözü geçmemiştir.
Sonra  aşkın  helâl  olanı  var,  haram  olanı  vardır.  Böyle  olunca  Resul  (s.a.s.)’in, aşkını   gizleyen   ve   namuslu   kalan,   her   aşığın   şehid   olduğuna   hükmettiği   nasıl düşünülebilir?  Başka  birinin  karısına  aşık  olanın,  merdân  ve  zanilere  aşık  olanın aşkıyla  şehitler  derecesine  ulaştığını  nasıl  söyleyebilirsin?  Bu,  Resulullâh  (s.a.s.)’in dininden zarureten bilinene aykırıdır. Ayrıca aşk, Yüce Allâh’ın şer’an ve kaderen ilaç verdiği hastalıklardan biridir. Aşkın tedavisinin, şayet haram bir aşksa vâcib ve ayrıca müstehab olanı vardır.
Resulullâh  (s.a.s.)’in  kendilerinin  şehid  olacağını  belirttiği  hastalık  ve  afetleri incelediğinde; bunların tâun, karın ağrısı, delilik, yanma, boğularak, ve hamile olarak ölmek  gibi  tedavisi  olmayan  hastalıklar  olduğunu  görürsün.  Çünkü  bunlar,  kulun  bir rolü  olmayan  ve  ilacı  da  bulunmayan  Allâh’ın verdiği  âfetlerdir.  Sebebleri  haram değildir. Ayrıca bunlar dolayısıyla, aşkın ortaya çıkardığı kalbin bozulması ve Allâh’tan başkasına tapınması gibi sonuçlar doğmaz. Bu hadisin Resulullâh (s.a.s.)’e nisbetinin ibtâl konusunda bu açıklama yetmezse, bunu ve  illetlerini bilen hadis âlimlerine uyman gerekir. Çünkü, hiçbir hadis imamının bu  hadisi,  sahih  hatta  hasen  gördüğü bilinmemekte. Bununda ötesinde ( senedde ki ravilerden        olan ) Suveyd’i münker görmüşler, onu büyük bir cürüm işlemekle itham etmişler.  Bu  hadisi  rivayet  etmesi  sebebiyle  bazı  muhaddisler  onunla  şavaşı  helâl görmüşlerdir.»225[225]
Sözün özü bu hadisin isnadı zayıf metni de uydurmadır. Allâh en doğrusunu bilir.
 
110. İlim Çin’de olsa bile taleb ediniz.226[226]
Bu hadis batıldır.
Râvilerinden olan Ebû Atike Turayf b. Süleyman’ın hadisi metrûktur. Bu rivâyeti İbnu’l-Cevzî Mevduâtın da zikrederek    İbn Hibban’ın bu rivayet hakkında bâtıl ve aslı olmadığına dair sözünü nakleder. es-Sehâvî  el-Makâsıd ta bu hükme katılır.
Ancak yukarıdaki rivâyete ilave olarak zikredilen;
 ( Muhakkak ilmin talebi her müslümana farzdır) Ziyadeliği  hakkında  el-Albânî  yirmiye  yakın  tarîk  (yol)  bulduğunu  dolayısıyla hasen hükmünü verdiğini belirtir.
 
111. Sünnetten olan, kişinin bir teyemmümle bir namaz kılmasıdır. Sonra diğer namaz için tekrar teyemmüm yapar.227[227]
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden  olan  el-Hasen  b.  Ammâra’nın  hadis  uydurduğunu  Şube,  İbnu’l- Medînî ve Ahmed b. Hanbel belirtirler.
Dolayısıyla   İbn   Hazm’ın   el-Muhalla228[228]    adlı   eserinde   de   ifade   ettiği   gibi; teyemmüm  alan  kişi,  teyemmümü  hades  ile  veya  suyun bulunmasıysa  bozulmadığı sürece istediği kadar farz ve nafile namaz kılabilir.
 
112. Kadınlara danışın ve onlara muhalefet edin.
Bu hadisin aslı yoktur. Bunun böyle olduğunu es-Sahâvî ve            el-Münâvî beyan ederler. Ömer (r.a.)’ya nisbet olunan başka bir lafızda:( Kadınlara muhalefer edin çünkü onlara muhalefette bereket vardır )229[229] Bu senedin  iki tane illeti vardır dolayısıyla zayıftır. Hadis   ve   eser   mana   olarak     katiyen   sahih   değildir.   Çünkü   Nebî   (s.a.s.) Hudeybiyye  anlaşmasında  ona  uymaları  için,  sahabesi  önünde  deve  boğazlamasına işaret eden hanımı Umm Seleme’ye muhâlefette bulunmamıştır.
 
113.  Kadına itaat etmek pişmanlıktır.230[230]
Bu hadis uydurmadır.
Râvilerinden  olan  Anbese  b.  Abdurrahman,  hadis  uydurur. Diğer  bir  râvi  olan Osman  b.  Abdurrahman  mechûl  râvilerden  tuhaf  rivâyetlerde  bulunur.  Dolayısıyla İbnu’l-Cevzî hadisi el-Mevdûât231[231]  adlı kitabına alır. Bu rivâyet başka bir lafızla Aişe (r.anha)’dan rivâyet olunur:
 
114. Kadınlara itaat pişmanlıktır.232[232]
el-Ukaylî şöyle der: « Râvilerinden olan Muhammed b. Süleyman, Hişam’dan aslı olmayan bâtıl rivâyetlerde bulunmuştur. Bunlardan biriside bu hadistir »
 
115. Erkekler kadınlara itaat ettiklerinde helâk olmuşlardır.233[233]
Bu hadis zayıftır.
Râvilerinden olan Bekkâr b. Abdulazîz b. Ebî Bekre zayıftır. Ancak Buhari’nin Sahihin de tahric ettiği hadis sahihtir.
 (Farislilerin  (  İranlılar’ın  )  Kisra’nın  kızını  mülke          geçirdikleri  haberi  Nebî (s.a.s.)’e ulaşınca şöyle der: « İdarelerini kadına veren kavim iflah olmaz » )
Hadisin  aslı  budur,  ancak  yukarıdaki  râvi,  yâni  sahabi’nin  torunu  hata  ederek hadisi yukarıdaki lafızla rivâyet etmiştir.
 
116. Kimin üç tane çocuğu doğarda birisine Muhammed ismini koymazsa cahillik etmiştir.234[234]
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden  olan  Ebû  Hayseme  Mus’ab  b.  Said,  İbn  Adiy’in  de  dediği  gibi, güvenilir râvilerden münker rivâyetlerde bulunur. Hadisin daha başka illetleride vardır. Ayriyeten hadis diğer yollardan da gelmiştir ancak senedlerinin hepsinde itham olunan raviler vardır.235[235]  Dolayısıyla İbnu’l-Cevzî rivâyeti Mevdûât236[236]  adlı kitabına alır. Bu hadise    uydurma dememizin  sebeblerinden    biride,  Selefin    böyle    bir uygulamada bulunmamasıdır. Sahabenin üç veya daha fazla çocuğu olmasına karşılık hiç  biri  Muhammed  ismiyle  ismlendirmemiştir.  Mesela  Ömer  b.  Hattab  ve  diğer sahabeler  buna  örnektir.  Sahih  hadislerde  de  sabit  olduğu  gibi  en  faziletli  isimler; Abdullah ve Abdurrahmandır. Kişi bütün çocuklarını  Allah’a   kulluk ifade eden isimlerle isimlendirdiğinde isabet etmiştir. Nasıl  olurda  birisini  Muhammed olarak isimlendirmezse cahillik etmiştir?! Ancak    Buhârî ve Müslim’in tahriç ettikleri sahih bir hadiste şöyle buyrulur:
 (İsmimle isimlenin ama künyemle künyelenmeyin )
 
117. Ey Mekke ehli! Mekke den Usfân’a, yâni  dört berîd mesafesinden aşağıya namazı   kısaltmayın.237[237]
Bu hadis Uydurmadır.
Râvilerinden  olan  Abdulvahhâb  b.  Mucâhid,  el-Hâkim’in  de  ifâde  ettiği  gibi uydurma hadisler rivâyet etmiştir. Diğer bir râvi olan İsmail b. Ayyaş Şamlılar dışındaki rivâyetinde  zayıftır.  Burada  ise  Hicazlı  olan  Abdulvahhâb  b.  Mucâhidten    rivâyette bulunmuştur. Hadis  alimlerinin  ittifakına  göre,  Nebî  (s.a.s.)  Haccetu’l-Vedâ  esnasında  Arafat, müzdelife ve Minâ da namazı kısaltırdı. Ondan sonra gelen Ebu Bekr ve Ömer de aynı şekilde kısaltarak kılmışlardır. Mekke ehli onların arkasında  namaz kılarlardı, ama hiç bir zaman Mekke ehlinin, namazı tam kılmalarını emretmemişlerdir. Bu da bunun sefer olduğuna delildir. Mekke ile Arafat arası bir berîdtir. Ayak ve deve ile yarım gündür.
Hak olan odur ki, sefer’in lugat ve şeriat’ta bir sınırı yoktur.  Bunda ki merci örftür. İnsanların örfüne göre sefer sayılan seferdir. İşte Şari’nin hükme bağladığı sefer budur. Bu   önemli   konuyla   ilgili   araştırmayı   ibn   Teymiyye’nin   Ahkâmu’s-Sefer   adlı risâlesinde bulabilirsin.
 
118. Bu ümmet camilerine, Hristiyanlar gibi mihrablar          edinmedikçe hayırda olmaya devam eder.238[238]
Bu hadis zayıftır.
Hadisin iki illeti vardır.
İlki: Ravilerinden olan Musa el-Cühenî, tabii’nin etbalarındandır.  Bu rivâyette hem tabiini hem de sahabeyi atlayarak direk Resul (s.a.s.)’den rivâyet etmiştir. Dolayısıyla burada iki ravinin düşmesi manasına gelen İ’dâl sözkonusudur.
İkincisi: Râvilerinden olan Ebî İsrâîl zayıftır.
es-Suyûtî İ’lâmu’l-Erîb Bihudûsî Bid’ati’l-Mehârîb239[239]  adlı kitabın da ve eş-Şeyh Alî el-Kârî de Mirkât el-Mefâtîh240[240]  de camilerdeki mihrabların bid’at olduğunu güçlü bir   şekilde ifade etmişlerdir. el-Bezzâr   İbn   Mes’ud’un   Mihrabta   namaz   kılmayı   kerih   gördüğünü   ve   İbn Mes’ud’un;  «  Mihrablar  kiliselerde  vardı,  onun  için  Ehlî  Kitab’a  benzemeyin»241[241]  , dediğini rivâyet etmiştir. İbn Ebî Şeybe, Sâlim b. Ebî el-Cad’dan sahih isnadla şöyle rivâyet eder:
 ( Camilerde mihrablar edinmeyin ) Sonra da Musa b. Ubeyde’den yine sahih bir senedle şöyle rivâyet eder: ( Ebu Zer’in mescidini gördüm, ama içinde mihrab görmedim ) Mihrab’ın kerâhiyetine    dair seleften bir çok eser gelmiştir. Mihrab Nebî (s.a.s.)’in Mescidin  de vardı  diyenlerin  istidlâl  ettikleri  hadis  Vâil  b. Hucr’dan şu lafızla gelir:
 
119. (Resûl (s.a.s.) camiye kalktığında bende oradaydım, sonra da mihraba [ mihrabın yerine ] girdi ... )242[242]
Hadis zayıftır.
Hadisin üç tane illeti vardır, Muhammed b. Hucr, Saîd b. Abdu’l-Cebbâr ve Umm Abdu’l-Cebbâr.
Muhakkak   maslahatlar   var   diyerek,   kıbleye   delâlet   etmesi   gibi,   mihrablar hakkında bu delili güzel gören el-Kevseri ve benzerlerinin bu zayıf delillerine değişik yönlerden cevap verilebilir.
-  Camilerin  çoğunda  minareler  vardır.  İşte       minareler  bu  maslahatı  tamamen yerine getirir. Dolayısıyla mihrablarada ihtiyaç kalmaz. Eğer insaf etseler Avamın rızası için   ve   onların   üzerinde   oldukları   bu   amelin   bekâsı   için   yeni   özürler   bulmaya çalışmazlar.
-   İhtiyaç   ve   maslahat   dolayısıyla   şeriat   kılınan,   maslahatın   iktizası   halinde durması  gerekir.  Bu  aşılmaz.  Camideki  mihrabtan  kasıt  kıble  cihetine  delâlet  etmesi ise,    bu duvara açılacak olan bir çukur ile gerçekleşir. Bizler ise, bir çok camide büyük, geniş  ve imamın içinde kaybolduğu mihrablar görüyoruz. Bir de bu mihrablar, namaz kılanları oyalayan namazda huşu ve fikrini toplamadan çeviren süsler ve nakışların yeri olmuş. Bu ise kat’i surette yasaklanmıştır.
-    Mihrablar  Hristiyanların kiliselerindeki  adetlerinden olduğu  sabitleşirse, mihrablardan tamamen  sarfı  nazar  etmek  gerekir.  İttifak  edilecek  başka  bir  şey  ile değiştirilir. Mesela, imamın önüne bir direk (sütun) konur. Çünkü sünnette bunun aslı vardır. et-Taberânî’nin hasen bir senedle rivâyetinde, Cabir b. Usâme el-Cühenî şöyle der:
 (Nebî    (s.a.s.)’le     pazarda    sahabeleri    arasındayken    karşılaştım. Resûl (s.a.s.)’in  ashabına  nereye  gittiğini  sordum.  Dediler  ki:  Kavmin  için  bir mescid çizecek. Döndüğümde onları ayakta gördüm. Dedim ki: Ne oluyor size. Onlar da: Resûlullâh (s.a.s.) bizlere mescid çizdi. Kıble cihetine odun sapladı, dediler ) Sözün  özü,  Mescidte  mihrab  itthaz  edinme  bid’attır.  Madem  ki  resûl  (s.a.s.)’in şeriat  kıldığı   az  masraflı   ve  süsten  uzak  başka bir  şey  kolaylıkla  bunun  yerine geçebilmekte,  dolayısıyla  bunun  mürsel  maslahatlardan  kılınmasına  dair  bir  sebebte yoktur.
 
120. Biriniz bir taşa inanç beslese, ona faydası olur.
Bu hadis uydurmadır.
eş-Şeyh  Aliyyu’l-Kârî  şöyle  der:  «  İbn  Kayyım;  ‘Bu  söz  taşlar  hakkında  hüsnü zanda bulunan putlara tapanların sözlerindendir’ der. İbn Hacer el-Askalânî de aslının olmadığını ifade eder. »243[243] İbn Teymiyye de yalan olduğunu söyler.
 
121. Kişiye fazilet ihtiva eden bir şey Allâh’tan ulaştığında, bunu iman ederek ve sevabını da Allâh’tan umarak alırsa, velev ki o şey doğru olmasa bile, Allâh kişiye  onu verir.244[244]
Bu hadis uydurmadır:
İbnu’l-Cevzî  bu  hadis  hakkında  «  sahih  değildir,  (râvilerinden  olan)  Ebû  Recâ yalancıdır »245[245]  der. es-Suyûtî İbnu’l-Cevzî’ye bunda katılır, ancak akabinde senedinde itham olunan bir ravînin olduğu başka bir hadis getirir! Sonra da Hamza b. Abdu’l-Mecîd adlı kişiden şu  kıssayı  aktarır: Özetle,  bu  kişi  Nebi  (s.a.s.)’i  rüyasında  görmüş  ve  bu  hadisin hükmünü sormuştur. O da: « Bu bendendir, bunu ben söyledim » demiştir. İlim ehlinin karar kıldığı gibi rüya ile şer’i bir hüküm isbat edeilmez. Nebevî hadisin isbat edilmemesi daha evladır. Çünkü  hadis, hükümlerin Kur’andan sonra ki temelidir. Hadisin  birden  fazla  yolu  olmasına  rağmen,  hüccet  teşkil  etmez.  Çünkü  bu yolların  her  biri  diğerinden  daha  da  zayıftır.  Dolayısıyla  İbnu’l-Cevzî’nin  bu  rivâyeti Mevdûât’ın da zikretmesi isabetlidir. İbnu Hacer de bu rivâyetin aslı olmadığını söyler. eş-Şevkânî de buna muvafakat gösterir.
Bu uydurma hadisin kötü eserlerinden birisi de; hadis ilim ehline göre sahih olsun, zayıf  olsun  veya  uydurma  olsun,  her  türlü  hadisle  sevabını arzulayarak  amel  etmeyi ilham  etmekte. Bunun  sonucu  olarakta;  müslümanların  çoğu  alimleriyle,  hatibleriyle, öğretmenleriyle hadisin  rivâyetinde  ve bununla amel  etmekte    ihmalkar davranmışlardır.  Bunda  da,  girişte  beyan  ettiğimiz  gibi,  Resûl  (s.a.s.)’den  ancak sahihliği sabit olduktan sonra rivâyette edilebileceğine dair gelen sahih hadislere tam bir muhalefet söz konusudur. Sanki bu hadis, fadâilu’l-A’ma’l da zayıf hadisle amel edilir cevazını verenlerin dayanağı  olmuş. Bizler bu görüşü paylaşmıyoruz. Hadis sabit olduktan sonra onunla amel etmek caizdir. Bu ise muhakkik  alimlerin  mezhebi olup,  zayıf  hadisle fadâilu’l- A’mal’da amel edilir diyenler bunu bazı şartlarla sınırlandırmışlardır.
Bunlardan  birisi;  Bu  hadisle  amel  edenin  bunun  zayıf  olduğuna  inanması gerekir.
Bir  diğeri;  Bunu  yaymaması  gerekir.  Ta  ki  insan  zayıf  hadisle  amel  etmesin. Şeriat olmayan şeyi şeriat kılmasın. Bazı cahiller bunu görüpte bunun sahih bir hadis olduğunu zannetmesini İbn Hacer el-Askalânî   Tebyînu’l-Aceb Bimâ Verede Fi Fadli Receb   (s.3-4) adlı kitabında konuyu açıklayarak şöyle der: « Üstâz İbn Abdusselâm ve diğer alimler yukarıdaki manaya gelen açıklamalarda bulunmuşlardır. Kişi Resûl (s.a.s.)’in şu sözünün kapsamına girmekten sakınsın: ( Kim benden bir hadis rivâyet eder ve o hadisin yalan olduğunu görürse, o kişi iki yalancıdan birisidir )
(Rivâyet  edenin  hâli)  böyleyse  bununla  amel  edenin  durumu  nedir.  Hükümlerle ilgili hadisler olsun veya fadâille ilgili hadisler olsun, amel yönüyle ikisi arasında bir fark yoktur, çünkü hepsi şeriattır.»
Hiç şüphesiz bu şartlar ile amel, yukarıdaki uydurma hadise taban tabana zıttır. Yukarıdaki  uydurma  hadisle  hemen  hemen  aynı  manada  birkaç rivâyet daha vardır, ama hepside uydurmadır.
 
122. Zimmi’nin diyeti Müslüman’ın diyetidir.246[246]
Bu hadis münkerdir.
Râvilerinden  olan  Ebû  Kerez  el-Kuraşi  terkedilmiştir.  Dolayısıyla  ed-Dârekutnî hadisin zayıf olduğunu söyler.  ez-Zehebî de bu hadisin yukarıdaki râvi’nin en münker rivâyetlerinden  olduğunu  beyan  eder.  Hadisin  birden  fazla  yolu  vardır  ancak  hiç  biri şiddetli illetlerden hâli değildir. Aynı  zamanda  bu  zayıf  hadis,  Nebî  (s.a.s.)’den  gelen  aşağıdaki  sahih  hadise muhaliftir.        ( Kitab Ehlî olan Yahudî ve Hristiyanların diyeti Müslümanların diyetinin yarısıdır )247[247]
Bunun için es-Suyûtî’nin yukarıdaki münker hadisi bu sabit hadise muhalefetinden dolayı el-Câmiu’s-Sagir de zikretmemesi gerekirdi. Bu hadisin Ebu Davut’ta gelen diğer sahih bir lafızıda şöyledir:
 ( Resûlullâh  (s.a.s.) zamanında diyetin  tutarı   sekizyüz   dinar,   sekizbin dirhemdi. Ehlî Kitab’ın o günkü diyeti müslümanların diyetinin yarısıydı) Konunun  fıkhî  yönünü  araştırmak  isteyen,  es-San’ani’nin  Subulu’s-Selâm  adlı kitabına ve eş-Şevkânî’nin Neylu’l-Evtâr adlı kitabına müracaat edebilir.

123. Ben himayesi altındakilerin hakkını ödemede daha evlayım. Müslümanlarda birisi zimmet ehlinden birisini öldürmüştü, bunun üzerine (s.a.s.) müslüma’nın öldürülmesini emrederek, bu sözü söyler.248[248]
Bu hadis münkerdir.
et-Tahâvî  bu  hadisin  illetinin  irsâl  olduğunu  söyler.  el-Hâfız  b.  Hacer  Fethu’l- Bâri’de249[249]  buna katılır.
Hadisin   daha   başka   yollarıda   vardır.   Ancak   hepsininde   zayıflığı   şiddetlidir. Dolayısıyla hadisi güçlendirememekte. Ayrıyeten hadisin zayıflığını  arttıran başka bir etkende, konuyla ilgili sahih bir hadisle çakışmasıdır: ( Müslüman kafirden dolayı öldürülmez ) Bu hadisi el-Buhârî250[250]  ve diğer sünen sahibleri Ali (r.a.)’dan tahriç etmişlerdir. Alimlerin cumhuru bu görüştedir.   Hanefi alimleri ise yukarıdaki hadisin zayıflığına ve sahih hadise olan muhalefetine rağmen o görüştedirler! Ancak bazıları insaf ederek bu görüşlerini terkederek sahih hadis ile emel etmeye dönmüşlerdir. El-Hatîb el-Bagdâdî el-Fakîh251[251]  adlı  kitabında bunu Züfer’den nakleder.
Üstâz   el-Mevdûdî   Nazariyyetu’l-İslâm   ve   Hedyihi   adlı   kitabında   iki   mesele zikreder:
İlk olarak: ( Zimmi’nin diyeti Müslümanın diyetidir ) sözünü zikreder, bununla ilgili açıklama biraz önce geçti.
İkinci   olarak:   Şöyle   der;   «   Zimmi’nin   kanı   Müslümanın   kanı   gibidir.   Eğer müslüman  kişi  zimmet  ehlinden  birini  öldürürse,  müslüman’ı  öldürmüş   gibi  kısas yapılır.» Sonrada   ed-Dârekutnî’nin  rivayetini  delil  olarak  zikreder.  Ancak  ed-Dârekutnî hadisin   akabinde   zayıf   olduğunu  açıklar.   Anlaşılan   Üstaz   bu   hükmün   farkına varmamış.
Daha   sonra   üç   halifeden   Ömer,   Osman   ve   Ali   (r.anhum)   bazı   rivâyetler zikrederek,  yukarıdaki  sözünü  delilendirir.  Ancak  üç  halifeye mensub  rivâyetlerin  hiç biri  sahih  değildir.  Dolayısıyla  bu  rivâyetlerle  istidlâl  etmekte  caiz  değildir.  Birde  bu rivâyetlerin   Nebî   (s.a.s.)’e   ref  edilen   hadislere   muhalif   olmaması   gerekir   ki,   bu rivâyetlerin hepsi Ali (r.a.) yoluyla gelen merfu hadisle çatışmaktadır.
Bu  da  bize  zayıf  hadislerin  kötü  etkisini  ve  müslümanların  kanlarını  mubah kıldığını, Peygamber (s.a.s.)’in sabit ve sahih hadisleriyle çekiştiğini açıklamaktadır.
 
124. Semâ’nın (yağmur) suladığı (mahsüle) çok olsun az olsun onda bir vardır. Serpilerek veya uzaktaki suyla sulanan (mahsüle) çok olsun az olsun onda bir’in yarısı vardır. 
Bu hadis ( çok olsun az olsun ) fazlalığı ile uydurmadır. Râvilerinden olan Ebu Mutî el-Belhî hakkında Ebu Hatim yalancı olduğunu söyler. el-Cevzecânî’de şöyle der: « Kendisi hadis uyduran murcie’nin başlarındandır » Şu’be de onun yalancı olduğunu söyler. Bu hadisin yalan olduğuna başka bir delil de Buhârî’nin sahihin de bu hadisi İbn Ömer kanalıyla ( çok olsun az olsun ) fazlalığı olmadan tahrîc etmesidir. Aynı  şekilde Müslim de Cabir kanalıyla, et-Tirmizî de Ebu Hureyre kanalıyla bu fazlalık olmadan rivâyet etmişlerdir.252[252] Bu  batıl  olan  fazlalığın  batıllığını  daha  da  arttıran  Buhârî  ve  Müslüm’  de  gelen başka bir hadistir ( Beş hayvan yükünden ( 300 sa’dan)  aşağıya zekât gerekmez )253[253] İmâm Ahmed Şeyhi olan Ebu Hanife’ye hilafen bu sahih hadisi alır.254[254] Allah’ın kulları üzerine farz kılmadığı bir şeyi onların üzerine farz kılmak, işte bu zayıf hadislerin etkilerinden birisidir!
 
125. İman kalbte keskin dağlar gibi sabittir. Ondaki fazlalık ve eksiklik küfürdür.255[255]
Bu hadis uydurmadır.
Râvilerinden olan Ebû Mutî el-Belhî   bir önceki hadiste de geçtiği gibi bu hadisin de  illetidir.  Çünkü  kendisi  hadis  uydurmaktadır.  İbn  Hibbân,  ez-Zehebî,  İbn  Hacer İbnu’l-Cevzî256[256]  ve es-Suyûtî bunu bu şekilde ifade ederler. Ayrıca  bu  uydurma  hadis  imanın  arttığını  açıklayan  birçok  âyete de  muhâliftir. Örneğin; (... İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye...)257[257] 

126. Ümmetimin alimleri İsrail oğullarının peygamberleri gibidir.
Bu hadisin aslı yoktur.
Alimlerin bu hadisin aslının olmadığına dair ittifakları vardır. Dalâlette olan Kadiyâniyye taifesi peygamberliğin hâlâ devam ettiğine delil olarak bu hadisi getirirler. Sahih olsaydı bile onların aleyhine delil oturdu. Biraz düşünen bunu anlar.
 
127. Kim akşam ile yatsı namazı arasında yirmi rek’at kılarsa Allah ona cennette bir ev bina eder.258[258]
Bu hadis uydurmadır.
Ravilerinden olan Ya'kub b. el-Velîd hakkında İmam Ahmed şöyle der; « büyük yalancılardandır, hadis uydurur »259[259] İbn  Ma'in  ve  Ebû  Hatim  de bu  ravinin  yalancı  olduğunu  söylemişlerdir,  buna rağmen es-Suyûtî hadisi el-Câmiu's'Sağîr de zikreder!
 
128. Kim akşam namazından sonra konuşmadan Önce altı rak'at namaz kılarsa bu sebeble elli senenin günahları affolunur.260[260]
Bu hadis çok zayıftır.
Ebu  Zur'a  şöyle  der;  «  bu  hadis  uydurmaya  benzemekte,  ravilerinden  olan Muhammed b. Gazavân ed-Dımeşkî'nin hadisi münkerdir »261[261]
 
129. Kim akşam namazından sonra iki namaz arasında kötü bir şey konuşmadan altı rek'at kılarsa, bu onun için on iki senelik ibâdete denktir.262[262]
Bu hadis çok zayıftır.
et-Tirmizî  hadisin  garîb  olduğunu  ve  ancak  Ömer  b.  Ebî  Has'am  kanalıyla bilindiğini  söyledikten  sonra,  Buharî’den  bu  râvinin  hadisinin  münker olduğunu  ve râvinin çok zayıf olduğunu aktarır. ez-Zehebî de bu râvinin iki münker hadisi olduğu ve birisinin de yukarıdaki rivayet olduğunu söyler.
 
130. Her akan kana abdest gerekir.263[263]
Bu hadis zayıftır.
ed-Dârekutnî hadisi tahric ettikten sonra şöyle der;          « râvilerinden olan Ömer b. Abdu'1-Aziz, Temîm ed-Dâri 'den duymamıştır ve onu görmemiştir. Yezîd b. Hâlid ve Yezîd b. Muhammed ise mechûldurlar.» Bu hükme ez-Zeylaî de264[264]   katılmıştır. Ayrıca hadisin bir başka illeti de  vardır, o da râvilerinden olan Bakiyye b. Velîd müdellistir, an’ana sigasıyla rivayet etmiştir.
Hadisi İbn Adiy yine Bakiyye'nin olduğu başka bir yoldan rivayet etmiştir, ancak râvilerinden olan Ahmed b. Ferec yalancıdır.
Hak  olan  şudur  ki,  kanın  çıkmasıyla  abdesti  gerekli  kılan  hiç  bir  sahih  hadis yoktur.  Asıl  olan  beraattır,  yani  konu  hakkında  bir  nass  olmadıkça  kanın  çıkması abdesti bozar diyemeyiz. Bu Ehli Hicaz'in mezhebidir, Medine Ehli’nden el-Fukahâu's- Seb'a da aynı görüştedir. Bu konuda bazı sahâbeden birtakım fiiller naklolunmuştur.
 ( İbn Ömer (r.a.) yüzündeki bir sivilceyi sıkar, bunun üzerine kandan bir şey çıkar, iki parmağıyla ovar sonrada abdest almadan namaz kılar. )265[265] Bu eserin senedi sahihtir. İbn Ebî Şeybe buna benzer bir eseri Ebû Hureyre'den de (r. a.) rivayet etmiştir. Yine  sahabeden  olan  Abdullah  b.  Ebî  Evfa  (r.a.)  namazdayken  kan  tükürür  ve namazına devam eder.266[266]
 
131. Deniz yoluyla ancak hac yapan, umre yapan veya Allah yolundaki gazi gider. Çünkü denizin altında ateş, ateşin altında deniz vardır.267[267]
Bu hadis münkerdir.
Bu hadis, hadis imamlarının ittifakıyla zayıftır, el-Buharî sahih olmadığını, İmam Ahmed garîb olduğunu, Ebû Dâvud râvilerinin mechûl olduğunu, el-Hattabî de alimlerin bu hadisin isnadını zayıf kıldıklarını söyler.268[268]
Hadis başka bir kanaldan da gelmiştir ancak râvilerinden olan Halîl b. Zekeriyyâ terkedildiği  için,  yani  hadisin  senedi  çok  zayıf  olduğundan  bir  yukarıdaki  hadisi kuvvetlendirememektedir.
Bu   hadiste    ilim    talebi,    ticaret    ve    benzeri    menfaatler    için    deniz    yolunun kullanılmasının  yasaklılığı  sözkonusudur.  Ancak  hikmetli  olan  Şâri’nin  maznun  bir sebeb  olan  denizde  boğulma  sebebiyle  insanları  maslahatlarından  alıkoyması  kati surette makûl değildir. Diğer taraftan Allah Teâlâ kulları için gemiler yarattığı ve deniz yolculuğunu onlar için kolaylaştırdığından, kullarının minnettar olmalarını istemektedir.
O söyle buyurur:
 (Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için büyük bir ibrettir. Onlar için, bunun gibi binecekleri başka şeyler de yarattık)269[269]
Bu ayet, yukarıda geçen hadisin zayıf ve münker olduğuna delildir. Bunu Nebî (s.a.s.)'in bir hadisi de teyid eder: ( .......denizdeki kişiye kusma isabet ettiğinde bir şehid ecri alır. Boğulduğunda iki şehid ecri alır) Bu hadisi Ebû Dâvud ve Beyhakî hasen bir senedle tahric etmişlerdir.270[270] Hadiste kayıt ve şartsız deniz yolculuğuna teşvik vardır.
 
 
Muhaddis Muham Nasiruddin El- Albani'nin Bu Serisinden Seçme Rivayetler
  
----------------------------------------------------------------1[1]  en-Nesâi, el-Kunâ.
2[2]  Menar el-Munif.
3[3]  1/136.
4[4]  ed-Deylemi, el-Firdevs.
5[5]  Gâfir 60.
6[6]  el-Mustedrek 1/491
7[7]  Durrul-Muhtâr 2/630.
8[8]el-Kudûri, Şerhu’l- Kerhi, Kerâhet Babı.
9[9]Taberânî (24/351-352)
10[10] el-Hâkim, Mustedrek (2/615); İbn Asâkir (2/323), el-Beyhâki, Delâil’un-Nübuvve (5/488) .
11[11]   İbn Asâkir (1/323/2).
12[12]  Ebû Davûd, et-Tirmizî, Ebû Nu’aym
13[13]  Şerh es-Sunne  (2/302)
14[14]  el- Mecmu (3/121),
15[15]  Sunen el- Kubra (1/400)
16[16]  es-Sagâni, el-Ehadîsu’l-Mevdua  sayfa.7
17[17]  Ebû Nu’aym Hilye  5/189.
18[18]  İbn Adiy 7/2480, İbn Hibbân Duafâ  2/73
19[19]  Mizân 3/237
20[20]  el- Ehâdis el-Mevdua (s .6)
21[21]  el-Fevâid el-Mecmua fi’l-Ehâdis el-Mevdua (s.42)
22[22]  el-Lalâî el-Mensûra
23[23]  Zeyl Ehadis el- Mevdûa (119)
24[24]  et-Taberânî (3/203/2) , ed-Dârekutnî (279), el-Beyhakî (5/246)
25[25]  el-Kâidetü’l-Celîle (57)
26[26]  Buhari ve Müslim.
27[27]  Tayâlisî (1348), Ahmed (6/6)
28[28]  Ahbâru Mekke (304)
29[29]  İbn Adiy (1/286), Ebu Nuaym, Ahbâr el-Asbahân  (2/344-345)
30[30]  el-Mevdûât (3/239)
31[31]  Müslim (2/188), Tirmizi (4/42)
32[32]  Müslim  (2/187)
33[33]  Mesâil (s.158)
34[34]  Sıratul- Mustakim (s.182)
35[35]  3/67
36[36]  İhkâm 5/64
37[37]  Nisa 82
38[38]  Enfâl 46
39[39]  İbn Abdi’l Berr, Camiul- İlm (2/91), İbn Hazm, İhkâm (6/82)
40[40]  Mizân  (1/28)
41[41]  Kifâye s.48
42[42]  Necm 3-4
43[43]  Nisa 82
44[44]  Tezih eş-Şeria’da (2/419)
45[45]  Tahâvi, Müşkilu’l-Âsâr 2/347; Ebû Ya’lâ, Musned             K 2/191
46[46
47[47]  Ahmed, 3/279,  İbn Asakir, 6/313/2
48[48]  Makâsıd, s.198
49[49]  Zeyl el-Muduât, s.203
50[50]  Mevduât, s.83
51[51]  4/31
52[52]  el-Mecmû, 1/465
53[53]  Zeyl el-Ahâdis el- Mevdûa, s.203
54[54]  Ebû Nu’aym, Târîh Isbahân, 2/115
55[55]  1/70
56[56]   ed-Deylemî, Musned el-Firdevs.
57[57]  Tezkira.
58[58]  Ehâdisu’l- Mevdûa, s.9.
59[59]  el-Makâsıd.
60[60]  es-Sagânî, Ehâdis el-Mevdûa, s.4-5
61[61]  İbn Mâce (2/495); el-Hâkim (4/441); İbnu’l-Cevzî, el-Vâhiyât (1447); İbn Abdi’l-ber, Câmiu’l-İlm (1/155).
62[62]  el-Âhâdisu’l-Mevdûa, (s.195)
63[63]  Fethu’l-bâri,  (6/385)
64[64]  el-Ceddu’l-Hasis, s.168.
65[65]  Keşfu’l-Hafâ, 1/458.
66[66]  ed-Dârekutnî el-Efrâd, 2/26;  ed-Deylemî, 4/84; İbnu’l-Cevzî el- Vâhiyat, 1431.
67[67]  Feyzu’l-Kadir.
68[68]  Ebû Dâvud, 2/207-208;  İbn Mâce, 2/519;  el-Hâkim, 4/557.
69[69]  ed-Deylemî, Musnedu’l-Firdevs, 4/98.
70[70]  2/141.
71[71]  Neylu’l-Evtâr, 2/166-167.
72[72]  el-Bid’a ve’n-Nehyu Anhâ, (s.12)
73[73]  Ebû Dâvut (1/230), et-Tirmîzî (4/255) (hasen olduğunu söylemiştir), İbn Hibbân (2334), el- Hâkim (1/547), el-Beyhâkî (2/253) . ez-Zehebî’nin de ifâde ettiği gibi hadisin isnadı sahihtir
74[74]  Emâlî el-Ezkâr, 1/84.
75[75]  Ebû Dâvut, 1/230; et-Tirmizî, 4/277-278;  İbn Hibbân, 2330.
76[76]  S.103
77[77]   et-Tirmizî (4/274), Ebû Bekr eş-Şâfii el-Fevâid (83/255/1), el-Hakîm (1/547).
78[78]  Takrîb.
79[79]  Müslim, 8/83-84; et-Tirmizî, 4/274, (sahih olduğunu söyler); en-Nesâî, Amel el-Yevm ve’l-Leyle,
161-165; İbn Mâce, 1/23; Ahmed, 6/325 ve 429-430.
80[80]  İbn Ebi Şeybe, Musannaf , 2/89/2;  iyi bir senedle rivâyet etmiştir.
81[81]  el-Fethu’l-Bâri, 2/327
82[82]  Muvatta, 1/126
83[83]  1/217
84[84]  Lisân el-Mizân, 3/244
85[85]  s.110
86[86]  2/159
87[87]  2/83
88[88]  2/256
89[89]  s.111
90[90]  2/257
91[91]  s.124
92[92]  Ebû Nuaym, el-Hilye, 3/201-202; ed-Deylemî, 4/106.
93[93]  s.7
94[94]  Temmâm, el-Fevâid, 2/148; Ebû  Ya’lâ;  et-Taberânî el-Evsat;  İbn Şâhin.
95[95]  el-Mevdûât, 3/77.
96[96]  el-Mevdûât, s.106-107.
97[97]  et-Tâberânî, el-Evsat , 1/191/2/3502.
98[98]  İbn Hibbân, Duafâ, 1/298;  ed-Darekutnî, Sunen, s.153;  el-Beyhakî, 2/404.
99[99]  Nasbu’r-Râye, 1/212.
100[100]  el-Hulâsa.
101[101]  el-Hâtib, 9/330;  İbnu’l-Cevzî, 2/75.
102[102]  1/320.
103[103]  8/55.
104[104]  7/430.
105[105]  s.12.
106[106]  2/332.
107[107]  2/185/2.
108[108]  et-Taberânî, el-Kebir.
109[109]  Mevdûât , 2/105.
110[110]  Hâkim,  el-Müstedrek,  4/87,  Ma’rifetu  Ulûm              el-Hadis,  s.161-162;  el-Ukaylî  Duafâ,  s.327;  et- Taberânî el-Kebir, 3/122/1, el-Evsat ; el-Beyhakî,  Şuabu’l-İmân.
111[111]  el-Mevdûât, 2/41.
112[112]  et-Taberânî, el-Evsat , 2/285/1/9301.
113[113]  el-Mahacce; 1/57.
114[114]  Tezih eş-Şerîa,  s.209.
115[115]  Hucurât 13.
116[116]  Ahmed, 5/411, sahih bir senedle rivâyet etmiştir.
117[117]  Ebû Nuaym, Ahbâru Isbahân, 2/340; Ebu Ya’lâ, Müsned 3/402/1881.
118[118]  Ahmed,  4/107;  et-Tirmizî,  4/392,  (et-Tirmizî    hadisin  sahih  olduğunu  söylemişti);  Hadisin  aslı
Müslimdedir, 7/48; el-Buhâri, et-Tarih  es-Sagir, s.6.
[Konu  hakkında  daha  fazla  malumata   sahib  olmak  için,  Şeyhu’l-İslâm  İbn  Teymiye’nin  Türkçeye terceme edilen Sırât-ı Mustakîm adlı kitabına bakılabilinir.]
119[119]  İbn Asâkir, Tarih Dımışk, 2/282, 10/287
120[120]  el-Makâsıd
121[121]  et-Tayalisi, Musned, 655; Ebû Davut, 3761; et-Tirmizî, 1/329.
122[122]  İbn Mâce, 3260.
123[123]  Müslim, Ebû Davut, et-Tirmizî.
124[124]  et-Tirmizî, 4/46; ed-Dârimî, 2/456
125[125]  3/154
126[126]  İbn Bukeyr, Fadlu men ismuhu Ahmed ve Muhammed, 1/58
127[127]  el-Mevdûât, s.109
128[128]  Ebu eş-Şeyh, el-Azame, 1/297/42
129[129]  el-Mevdûât, 3/144
130[130]  ed-Deylemî, Müsned, 2/46
131[131]  ed-Darekutnî s.161,;el-Hakim 1/246; el-Beyhakî, 3/57.
132[132]  Ebû Davut; İbn Mâce; ed-Darekutnî; el-Hakim; el-Beyhakî.
133[133]  Ebu Nuaym, Ahbâr Asbahân, 2/190; İbn Asakir,   11/132.
134[134]  İbn Hibbân, el-Mecrûhun, 3/90.
135[135]  6/163
136[136]  İbn Adiy, 1/44 ; İbn Asâkir, 13/295/2; İbn Ebî   Hâtim, 2/295
137[137]  Mukaddimetu Ulûm el-Hadis, s.18
138[138]    Bu söz bazı mukallid fukahanın sözüne    benzemektedir, onlar şöyle derler: « İçtihad dördüncü asırdan itibaren kesilmiştir, dolayısıyla taklidten başka bir şey yoktur. »
Buna   rağmen   onlar   bazen   içtihad   ederler,   keşki   isabet   etseler,   ancak   nerede.   Onlar   aslında mukallidtirler,  nasıl  içtihad  edeceklerini  bilemezler.  Çünkü  ellerinde  içtihad  aletleri  yoktur.  İlim ehlince            bilinen  ;  sünnetin  sahihini  zayıfından  temyizi  ve  usulu’l-Fıkh’ın  bilinmesi  gibi  bir  çok
vasıtaya sahib değillerdir.
Tahkik ehlinden bir çok kişi İbnu’s-Salâh’ın mezhebinin hilâfına açıklamada bulunmuştur. Konuyla ilgili en-Nevevi’nin et-Takrîb   adlı kitabına (s.4) bakılabilir.
139[139]  el-Buhârî;  Müslim.
140[140]  el-Feth, 1/290.
141[141]  İbnu’l-Cevzî, el-Mevdûât, 2/271; İbn Adiy, el-Kâmil, 6/2261.
142[142]  İbn Asâkir, 5/700.
143[143]   ed-Darekutnî, el- Efrâd.
144[144]   İbn Ebî Şeybe, 2/205/2.
145[145]   Musned el-Firdevs, 1/97.
146[146]   İbn Adiy, 2/20.
147[147]   el-Muhamilî, el-Emâlî, 2/41; el-Hatîb, Târih, 11/251.
148[148]   el- Mevdûât, 3/58 ; ed-Deylemî, 2/31.
149[149]   İbn Asâkir, 4/291/1-2.
150[150]   ed-Deylemî, 2/32.
151[151]   İbnu’l-Cevzî, el-Mevdûât, 1/57 ; İbn Hibbân,              ed-Duafâ, 3/153.
152[152]   Tahrîc el-İhyâ, 3/9.
153[153]   et-Tabakât el-Kubrâ, 4/162.
154[154]   Tahrîc el-İhyâ, 3/69.
155[155]   et-Taberânî, el-Evsat, 2/225/1/8477; Ebû Nuaym,    et-Tıb, k 24/ 1,2.
156[156]   Tahrîc el-İhyâ, 3/75.
157[157]   el-Beyhakî, eş-Şuab, 2/158/1; el-Münzirî, et-Tergîb, 3/124.
158[158]   İbn Adiy, 1/172; İbn Sâd 1/286.
159[159]   İbn Adiy, 33/1-2 ; İbnu’l-Cevzî, el-Mevdûât 3/74 .
160[160]   es-Suyûtî, el-Lâlâî, 2/283.
161[161]   Ebu Ya’lâ, Müsned, 10/385/5982; İbn Hibban, ed-Duafâ, 2/150.
162[162]   et-Tirmizî,  3/11 ; el-Ukaylî, ed-Duafâ, s.288 ,İbn Adiy, 2/243.
163[163]   el-Buharî ; Müslim.
164[164]   el-Heysemî, 8/131.
165[165]  Zeyl el-Ehâdîsi’l-Mevdûa, s.203.
166[166]  s.9
167[167]  es-Sahîha, 1856
168[168]  el-Makâsıdu’l-Hasene, s.154.
169[169]  et-Taberânî, es-Sagîr, s188; Ebu Nuaym, Ahbâr  Isbahân, 2/252.
170[170]  Ed-Deylemî.
171[171]  el-Hâkîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl.
172[172]  15/167.
173[173]  4/31.
174[174]  Ed-Deylemî; el-Beyhakî, eş-Şuab; İbn Cemî, el-Mu’cem, s.149; el-Kudâî, el-Müsned, 1/47.
175[175]  Tahrîc el-Keşşâf, 4/25.
176[176]  Ebû Ya’lâ, el-Müsned, 4/1602; İbn es-Sünni, Amelu’l-Yevmi ve’l-Leyle, 200/617.
177[177]  6/95.
178[178]  El-Beyhakî, eş-Şuab.
179[179]  İbn Adiy, el-Kâmil, 2/90; İbn Beşrân, el-Emâlî, 1/93, 2/141.
180[180]  Ebû Nuaym, el-Hilye, 8/200; et-Taberânî, el-Evsat, 2/31/5746.
181[181]  İbn Nasr, es-Sünne, s.9; et-Taberânî, el-Kebîr, 1/76/3; Ebû Dâvûd, 4341; et-Tirmizî, 2/177; İbn
Mâce, 4014; İbn Hibbân, 1850. et- Tirmizî « hadis hasendir »   der.
182[182]  Temmâm, el-Fevâid, 1-2 /207 No. 2210; İbn Adiy, 2/221; el-Beyhakî, ed-Delâil, 6/75.
183[183]  Ebû el-Abbâs el-Asam, Hadis, 3/153; et-Tâberânî.
184[184]  Et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 8/289/7946.
185[185]  Ebû Dâvud, 2/346; Ahmed, 5/252; İbn Mâce, 2/431.
186[186]  el-Buhârî, el-Edebu’l-Mufred, 136; et-Tirmizî, 4/7, (sahih olduğunu söylemiştir); Ahmed, 3/132.
187[187]  el-Hâkim, 4/479.
188[188]  1/377
189[189]  et-Tirmizî, 3/328; İbn Adiy, 1/59, 1/69; el-Hâkim, 3/14.
190[190]  s. 317
191[191]  et-Taberânî, el- Mu’cemu’s-Sagir, s.210.
192[192]  s. 473
193[193]  İbn el-Furâtî
194[194]  el-Hâkim, 3/129; el-Hatîb, 4/219.
195[195]  Ahmed, 3/155, et-Taberânî, el-Evsat, 2/23/2/5576.
196[196]  5/483
197[197]  4/8
198[198]  et-Tirmizî, 2/7; İbn el-A’râbî, el-Mu’cem, 2/116 K;   İbn Adiy, el-Kâmil, 1/116, 2/103 K; el- Beyhakî, eş-Şuab, 3/61/2872.
199[199]  Ebû Nuaym, el-Hilye, 8/188; el-Hatîb, et-Tarîh, 1/237-238.
200[200]  Ed-Deylemî, el-Müsned, 2/88.
201[201]  ez-Zeyl, s. 23, n. 116.
202[202]  İbn Mâce, 2/179; er-Râfii, Ahbâr el-Kazvîn, 1/6-7.
203[203]  2/55.
204[204]  İbn Ebî Şeybe, el-Musannaf, 1/105/1.
205[205]  Senedden sahabeye varıncaya kadar iki veya daha   fazla râvinin birbiri ardınca düştüğü hadise denir. Hadis   Terimleri sözlüğü, s.246.
206[206]  Tâbi’inden birinin, isnadında sahabiyi atlayıp  Peygamber (s.a.s.) buyurdu ki, veya şunu yaptı gibi  benzeri  ifadelerle  isnadını  Peygamber  (s.a.s.)’e  ulaştırarak  ondan  rivâyette  bulunmasına  denir. A.g.e. s.164.
207[207]  Tahrîcu’l-Minhâc.
208[208]  Feyzu’l-Kadir.
209[209]  et-Taberânî, el-Evsat, 1/173/2; İbn Adiy, el-Kâmil, 2/287; İbn Hibbân, ed-Duafâ, 2/99.
210[210]  el-İhtiyârât, 123-124.
211[211]  el-Mevdûât, 2/106.
212[212]  el-La’il-Masnu’a, 2/27.
213[213]  Tenzîhu’ş-Şerî’a, 2/237.
214[214]  el-Hâkim, el-Müstedrek, 3/32.
215[215]  İbn Hibbân, ed-Duafâ, 1/144
216[216]  2/460.
217[217]  Buhârî ve Müslim.
218[218]  et-Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, 3/59/2, el-Evsat, 1/40/1/685.
219[219]  Keşfu’l-Hafâ, 1/390, 51.
220[220]  3/85.
221[221]  Müslim, 6/169; Ebû Dâvud, 2/307; et-Tirmizî, 4/29; İbn Mâce, 2/404.
222[222]  S.37.
223[223]  İbn Hibbân, el-Mecruhîn, 1/349; el-Hatîb, et-Târîh, 5/106; İbn Asâkir, Tarîh Dımaşk, 12/263/2.
224[224]  el-Hulâsa, 2/54.
225[225]  Zâdu’l-Meâd, 3/305-307.
226[226]  İbn Adiy, 2/207; Ebû Nuaym, Ahbâr Asbahân,    2/106; el-Hatîb, et-Târîh, 9/364; İbn Abdu’l- Berr, Câmiu Beyâni’l-İlm, 1/7-8.
227[227]  et-Taberânî, 3/107/2; ed-Dârekutnî, s.68.
228[228]  2/132.
229[229]  Ali b. Ca’d, Hadîs; 12/177/1.
230[230]  İbn Adiy, 1/308 K.
231[231]  2/272.
232[232]  el-Ukaylî, s.381; İbn Adiy, 1/156 K.
233[233]  İbn Adiy, 1/38; Ebu Nuaym, Ahbâr Asbahân, 2/34;   el-Hâkim, 4/291.
234[234]  et-Taberânî, el-Kebîr, 108,109.
235[235]  İbn Arrâk, Tenzîhu’ş-Şerîa, 1/82.
236[236]  1/154.
237[237]  et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 3/112/1; ed-Dârekutnî, Sünen, s.148.
238[238]  İbn Ebî Şeybe, el-Musannaf, 1/107/1.
239[239]  S. 30.
240[240]  1/473.
241[241]  Keşfu’l-Estâr,1/210/416.
242[242]  el-Beyhakî, 2/30, el-Bezzâr, Zevâid, 268,                 et-Taberânî, el-Kebîr, 22/49/118 .
243[243]  Mevdûât, s. 66.
244[244]  Ebu Muhammed el-Hallâl, Fadlu Receb, 15/1/2; el-Hatîb, 8/281.
245[245]  Mevdûât, 1/214.
246[246]  et-Taberânî, el-Evsat, 1/45-46/780; ed-Dârekutnî, Sünen, s.343,349; el-Beyhakî, 8/102.
247[247]  Ahmed, n. 6692, 5716; İbn Ebî Şeybe, el-Musannaf, 11/26/2; et-Tirmizî 1/312, hadisin hasen olduğunu söyler. İbn Huzeyme de sahih olduğunu beyan etmiştir. Hafız b. Hacer de Bulûgu’l-Merâm
da isnadının hasen olduğunu ifade eder.
248[248]   İbn  Ebî  Şeybe,  1/27/11;  Abdurrazzak,  18514;   Ebû  Davûd,  el-Merâsîl,  207/250;  et-Tahâvî,
2/111;  ed-Dârekutnî, 245; el Beyhakî, 8/20-21.
249[249]  12/221.
250[250]  12/220.
251[251]  2/57.
252[252]  el-İrvâ, 799.
253[253]  el-İrvâ, 800.
254[254]  Kitâbu’l-Âsâr, s. 52.
255[255]  İbn Hibbân, ed-Duafâ, 2/103.
256[256]  el-Mevdûât, 1/131.
257[257] Fetih, 4
258[258]  İbn Mâce, 1/414.
259[259]  el-Bûsirî, ez-Zevâid, K 1/85
260[260]  İbn Nasr, Kıyâmu’l-Leyl, s.33.
261[261]  Ebû Hâtim, el-İlel, 1/78.
262[262]  et-Tirmizî, 2/299 ; İbn Mâce, 1/355 ; İbn Nasr,   s.33.
263[263]  ed-Dârekutnî, es-Sünen, s.157.
264[264]  Nasbu’r-Râye, 1/37.
265[265]  İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 1/92; el-Beyhakî, 1/141.
266[266]  Bkz. Fethu’l-Bârî, 1/222-224.
267[267]  Ebû Dâvud, 1/389 ; el-Hatîb, et-Telhîs, 1/78.
268[268]  Bkz. İbn Mulakkan, el-Hulâsa, 1/73.
269[269]  Yasin, 41, 42.
270[270]  Bkz. el-İrvâ, 1194.
 
 
Nesâ’î « bu batıl ve münker bir hadistir »  demiştir. Hafız b.  Hacer;  aklın  fazileti  konusunda  otuzdan  fazla  hadis  olduğunu  ve tümünün de uydurma olduğunu belirtir. İbn Kayyım’da2[2], akılla ilgili bütün hadislerin yalan olduğunu söyler.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Siten:
Mesajınız:
SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ
 
 
Siteyi
Sık Kullanılanlara
Ekle

KABENURU
BIR COK DILDE MEALLI KURAN
DINLE


NASHEED DINLE
DINLE
-----------------------------------
Feyzul Furkan
Kuran-ı Kerim Meali
ve Orjinal Arapca

-----------------------------------
Kuran-i Kerim Arapca
-----------------------------------
Elmalili Hamdi Yazir
Turkce Meali

-----------------------------------
Kütüb-i Sitte
-----------------------------------
Ahmed b. Hanbel
el-Müsned

-----------------------------------
Ebu Hanife Müsned
-----------------------------------
İmam Malik Muvatta
-----------------------------------
Sahih-i Buhari
-----------------------------------
Sahih-i Muslum
-----------------------------------
Sünen-i Tirmizi
-----------------------------------
Sünen-i Ebu Davud
-----------------------------------
Sünen-i Darimi
-----------------------------------
Sünen-i İbni Mace
-----------------------------------
Sünen-i Nesai
-----------------------------------
İbn Hacer el-Askalani
Fethu'l-Bari
(Sahih-i Buhari Şerhi)

-----------------------------------
İmam Nevevi
Dualar ve Zikirler

-----------------------------------
Kudsi Hadisler
-----------------------------------
Uydurma Olduğunda
İttifak Edilen Hadisler

-----------------------------------
-----------------------------------
Esma ul Husna
-----------------------------------
Reklam
 
ONLINE DINLE
 


Ali Küçük
Hadis Tefsiri

-----------------------------------
Saffet Bakırcı
Hadis Tefsiri
-----------------------------------
Ahmet Kalkan
Sohbetleri

-----------------------------------
Hasan Karakaya
Sohbetleri

-----------------------------------
Timurtaş Hoca
Sohbetleri

-----------------------------------
Yoldaki İşaretler
(Dinle)

-----------------------------------

ONLINE IZLE
 
-----------------------------------
Efendimizin Hayatı

-----------------------------------
Tevhid Nesline Bir Örnek:
Maximilianus

-----------------------------------
Kehf Suresi

-----------------------------------
Mazlum

-----------------------------------
Kavimlerin Helakı

-----------------------------------
 
 
Selamun Aleykum 60093 ziyaretçi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
ONLINE